Burada genelde kendi deneyimlerimi
anlatıyorum. Yeri geliyor tarihten örnekler veriyorum, yeri geliyor basit
hikayeler yazıyorum. Şimdilik bu şekilde gidiyor. Ama anlatacak bir şey de
bulmak zor. Bazen kesiliyor. O günlerden biri bu. Son birkaç yazımı incelediğimde
bunu görüyorum. Buradan reklam geliri almak istediğimde Google bana düşük
içeriklisin arkadaş dedi. O da beğenmedi yazılarımı. Acaba neden diyorum. Çevreme
gösterdiğimde gayet olumlu tepkiler alıyorum. Ancak belki de ayıp olmasın diye
söylüyor olabilirler. Bunu bilmek zor. Keşke şöyle objektif şekilde inceleyen
biri olsa. Elbette yakınlarım da incelerken eleştiriler sunuyor ama şöyle bir
gerçek var onlar beni seviyor ve bu hobimi kaybetmemi istemiyor. Bu da olur.
Son günlerde hastane işleriyle
uğraşıyorum genelde, amcam beyin kanaması geçirdi ve yoğun bakımda yatıyor. Hastanede
durup durup beni soruyormuş kendisi aynı zamanda alzheimer hastası. Muhtemelen son
zamanlarda yanına çok gidiyordum beni hatırlıyor olabilir. Kendisiyle garip
tatlı bir ilişkimiz var aslında. Babamla sık sık kavga eder. Yıllar önce gene
babamla kavga ettiği günlerden biri yolda yürürken kendisini gördüm selam verdim
“bana amca deme ben senin amcan değilim” dedi. Tabi bunu ciddiye alacak değilim
dediğim gibi amcamı tanıyorum. Siniri birkaç saat sonra geçecek eline
telefonunu alacak eve gelecek ve “Emirhan ağzuna gurban olayım şu tilifon
dönmüyor” diyecek. Telefon da arama yapıldığında telefon simgesi etrafında bir
işaret dönüyor ona söylüyor dönmüyor diye. Yıllardır bana bir çift ayakkabı sözü
var. Hala alacak tabi(!)
Tabi sürekli Emirhan demesi amcamla sürekli
olan iletişimimizden kendisi çocuk gibi. Babam kardeşlerin en küçüğü, amcam en
büyüğü olmasına rağmen amcam gelip sürekli en basit şeyi dahi babama ve bana
sorar. Bunda kendisinin okur yazarlığının olmaması ve diğer amcamların başının
kalabalık olması var elbette. Genelde düğün, dernek, cenaze, sünnet, hastane
ziyareti, akraba görmelerine babam temsilen gider. Amcamların hepsiyle aynı apartmanda
kalıyoruz elbette bunun için. Büyük amcam da onun için yanımıza geliyor.
Üç amcam var ve babamı da katarsak
dört kardeşin dördü de birbirinden o kadar farklı ki. Hani derler ya beş
parmağın beşi de bir olur mu diye aynen öyle. Benzer kısımları sadece saman
alevi sinirleri bağırarak konuşmaları. Amcamları kendi evlerinde telefonla konuşurken
kendi evinizden rahatlıkla duyabilirsiniz. Karşıyı da duyabilirsiniz zira o da
bağırarak konuşur muhtemelen bir köylümüzle akrabamız ile konuşuyordur.
Yakın bir döneme kadar kurban bayramlarında
evimizin arka bahçesinde kurban keserdik. Şimdi hepsi yaşlandığı için bunu
yapmıyoruz. Büyük bir seremoni olurdu. Bayram namazı kılındığında kahvaltı dahi
edilmeden hatta babamın iki büyüğü olan amcamın acele edeceğini bildiğimizden
babam her bayram “koş Emirhan amcan tosunu yatırmadan yetişelim” esprisi muhakkak
olurdu camii çıkışı. Eve gelinir hızlı hızlı tulumlar giyilir, kolum kadar
bıçaklar hazırlanır, aşağıya gürültü patırtı ile inilir. Her katın kapısına
vurulur “hadi arkadaş inmiyor musunuz ya hu” diyerek kızılırdı.
Kurbanda herkesin bir görevi vardı
babamın iki büyüğü amcam kafayı keserdi. Onun küçüğü calaskal ve taşıma vs.
işlere koşardı. En büyükleri getir götür vs. yapardı. Babamın görevi tartı pay
etme etleri takip etme işleri yapardı. Kuzenler olarak da görevlerimiz vardı. Bir
kuzenim kafanın derisini soyardı bir kuzenim boylu poslu olduğu için keza ben
de aynı şekilde tosunu devirme tutma görevimiz vardı. Bir kuzenim etleri
parçalama işleri olurdu kimisi kemikten ayırma görevi olurdu. Ancak kesinlikle herkes
her sene aynı işi yapardı. Kimse ben ne iş yapayım demezdi. Ancak dediğim gibi amcamlar
yaşlandı ve o koca hayvana artık güç yetiremiyoruz aile olarak.
Biz aile olarak aile apartmanında
oturuyoruz bunun zorlukları yok değil mi kesinlikle var. Ama güzellikleri de var
elbette. Her şeyde bu iki mevhum muhakkak olur iyi kötü, güzel çirkin. Ama bir
arada yaşıyoruz yıllardır. Yaşamaya da devam ediyoruz.