✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram

27 Temmuz 2025 Pazar

Ortak Hafızanın İzinde: Bir Milletin Kendini Hatırlayışı



 

Her toplumun ortak bir hafızası vardır. Yer adları hatta eşyalar bile belli isimlerle anılır. En bilindik örnek kağıt peçeteye “selpak” demek gibidir. Toplumda kağıt peçetenin adı artık selpaktır. Buna minibüslerde giderken o yer oradan kalkmış yerine belki bir AVM bile yapılmış olsa da hala oranın ismiyle anılması gibidir. Günümüzde züccaciyelerin ilk çıktıklarında yaptıkları slogan olan “ne alırsan bir milyon” gibi artık adlarının bir milyoncu olarak anılması gibi. Literatürde eşyalara verilen marka isimlerine jenerik marka ismi denilmekte. Bu halkın ortak hafızasını oluşturmaktadır. Bunların hepsi, halkın ortak hafızasının birer yansımasıdır. Çünkü bu milletin kendine ait bir belleği, ortak bir duygusu vardır. Bu, yalnızca günlük hayatla sınırlı değildir; tarihimizin en önemli dönemlerinde de ortaya çıkar. Tıpkı Millî Mücadele yıllarında olduğu gibi… Milli Mücadele döneminde birlikte ortak düşmanı bilip mücadele etmesi gibidir.

Birinci Dünya Savaşı olmuş Türk milleti yoğun gayretler vermiş ancak netice itibariyle kaybetmiştir bu savaşta. Tüm topraklar alınmış, tüm tersanelere girilmiş, tüm demiryollarına el konulmuş, ordular dağıtılmış halde devlet bîtap bırakılmış. Halk yoğun bir bağnazlık içinde, yiyecek ekmeği yok haldedir. Aynı Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u kuşatırken patrikliğin meleklerin cinsiyetini tartışmaları gibi düşman her yerde iken sivrisinek kanının namaza engel olması tartışılmakta idi. Ancak bilinen tek ortak hafıza vardır. Bu millet özgür olmadan yaşayamaz! Bu milletin mayası buna müsaade etmez.

İzmir işgal edildiğinde halk Kuva-i Milliye birlikleri kurmuş düşmanla gerilla taktiği ile savaşmaktaydı. Ulu Önder Samsun’a ayak basmış resmi olarak Milli Mücadeleyi başlatmaktaydı. Sonra bilindiği gibi TBMM açıldı, düşmanla savaşıldı. Milletimiz Tekalif-i Milliye Emirlerine koşarak gelmekteydi. İki çorabı varsa birini vermekteydi. Ortak hafıza bunu gerektiriyordu çünkü, zihinlerde bu kazılıydı. Netice itibarıyla düşman çizmesinden kurtulduk.

Saltanat ile kul bilinci yerleşmiş halk ayağa kalktı ve egemen olduğunu öğrendi. Bu sefer ortak hafızamız değişmeye başladı. “Padişahım çok yaşa” nidalarından “devletimiz var olsun” cümlesi yerleşti. “Padişah efendimiz doğru bilir biz köylüyüz neyimize devlet işi” derlerken halk önemli olduğunu değerli olduğunu iyiden iyiye öğrenmişti. Cahillik bir utanç kaynağı haline gelmişti.

Ulu önder böyle bağnaz bir toplumdan gözünü Batı’ya diken, çağdaşlaşma hevesine giren, kendini geliştirmeye adamış bir toplum inşa etti. Ömrü biraz daha vefa etseydi belki II. Dünya Savaşı dönemini de yönetseydi bugün bambaşka bir Türkiye’den söz edebiliyor olurduk. Ancak tarih acabalarla ya da ya öyle olsaydılar ile yürümüyor. Dönemin konjonktürüne göre ilerler.

Günümüzde halkımız yeniden bağnaz duygulara ortak hafızasında ki bilgileri silinmeye yerine bağnaz fikirlerin dolduğu bir durumda. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi bu hafıza bir gün yeniden ayyuka çıkacak ve millet yeniden silkelenecektir. Benim buna inancım oldukça yüksek. Gücümüzü gayet iyi biliyorum. Tıpkı Milli Mücadele döneminde ki gibi birleşeceğiz bir olacağız. Zira dönemimiz aynı mütareke yılları gibi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Notalara Saklanmış Hikâyeler

 İyi şarkı dinlemeye bayılırım. Şarkı dinlemek benim için yemek yemek, su içmek gibidir. Şarkı dinlerken sözleri anlamaya çalışır, notaları ...