Her toplumun ortak bir hafızası vardır. Yer adları hatta eşyalar bile belli isimlerle anılır. En bilindik örnek kağıt peçeteye “selpak” demek gibidir. Toplumda kağıt peçetenin adı artık selpaktır. Buna minibüslerde giderken o yer oradan kalkmış yerine belki bir AVM bile yapılmış olsa da hala oranın ismiyle anılması gibidir. Günümüzde züccaciyelerin ilk çıktıklarında yaptıkları slogan olan “ne alırsan bir milyon” gibi artık adlarının bir milyoncu olarak anılması gibi. Literatürde eşyalara verilen marka isimlerine jenerik marka ismi denilmekte. Bu halkın ortak hafızasını oluşturmaktadır. Bunların hepsi, halkın ortak hafızasının birer yansımasıdır. Çünkü bu milletin kendine ait bir belleği, ortak bir duygusu vardır. Bu, yalnızca günlük hayatla sınırlı değildir; tarihimizin en önemli dönemlerinde de ortaya çıkar. Tıpkı Millî Mücadele yıllarında olduğu gibi… Milli Mücadele döneminde birlikte ortak düşmanı bilip mücadele etmesi gibidir.
Birinci
Dünya Savaşı olmuş Türk milleti yoğun gayretler vermiş ancak netice itibariyle
kaybetmiştir bu savaşta. Tüm topraklar alınmış, tüm tersanelere girilmiş, tüm
demiryollarına el konulmuş, ordular dağıtılmış halde devlet bîtap bırakılmış. Halk
yoğun bir bağnazlık içinde, yiyecek ekmeği yok haldedir. Aynı Fatih Sultan
Mehmet İstanbul’u kuşatırken patrikliğin meleklerin cinsiyetini tartışmaları
gibi düşman her yerde iken sivrisinek kanının namaza engel olması tartışılmakta
idi. Ancak bilinen tek ortak hafıza vardır. Bu millet özgür olmadan yaşayamaz! Bu
milletin mayası buna müsaade etmez.
İzmir işgal
edildiğinde halk Kuva-i Milliye birlikleri kurmuş düşmanla gerilla taktiği ile
savaşmaktaydı. Ulu Önder Samsun’a ayak basmış resmi olarak Milli Mücadeleyi
başlatmaktaydı. Sonra bilindiği gibi TBMM açıldı, düşmanla savaşıldı. Milletimiz
Tekalif-i Milliye Emirlerine koşarak gelmekteydi. İki çorabı varsa birini
vermekteydi. Ortak hafıza bunu gerektiriyordu çünkü, zihinlerde bu kazılıydı. Netice
itibarıyla düşman çizmesinden kurtulduk.
Saltanat ile kul
bilinci yerleşmiş halk ayağa kalktı ve egemen olduğunu öğrendi. Bu sefer ortak
hafızamız değişmeye başladı. “Padişahım çok yaşa” nidalarından “devletimiz var
olsun” cümlesi yerleşti. “Padişah efendimiz doğru bilir biz köylüyüz neyimize
devlet işi” derlerken halk önemli olduğunu değerli olduğunu iyiden iyiye öğrenmişti.
Cahillik bir utanç kaynağı haline gelmişti.
Ulu önder böyle
bağnaz bir toplumdan gözünü Batı’ya diken, çağdaşlaşma hevesine giren, kendini
geliştirmeye adamış bir toplum inşa etti. Ömrü biraz daha vefa etseydi belki
II. Dünya Savaşı dönemini de yönetseydi bugün bambaşka bir Türkiye’den söz
edebiliyor olurduk. Ancak tarih acabalarla ya da ya öyle olsaydılar ile yürümüyor.
Dönemin konjonktürüne göre ilerler.
Günümüzde halkımız
yeniden bağnaz duygulara ortak hafızasında ki bilgileri silinmeye yerine bağnaz
fikirlerin dolduğu bir durumda. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi bu hafıza
bir gün yeniden ayyuka çıkacak ve millet yeniden silkelenecektir. Benim buna
inancım oldukça yüksek. Gücümüzü gayet iyi biliyorum. Tıpkı Milli Mücadele
döneminde ki gibi birleşeceğiz bir olacağız. Zira dönemimiz aynı mütareke
yılları gibi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder