Bugün sosyal medyada gezerken bir haberle karşılaştım. Avrupa'nın en az yürüyen ülkesiymişiz. %3.8 oranında insanımız günde 30 dakika yürüyormuş. Bunu % 5.6 ile İspanya takip ediyor. Ardından Yunanistan da peşinden % 8 ile onu takip ediyor. En çok yürüyen Avrupa ülkesi Hollanda % 44 ile listenin başında yer alıyor. Bu saydığım ülkelerin demografik yapıları, alt yapıları, sağlık durumları hatta enlem boylam farkları bile bu durumu etkilemektedir.
Yürümeyen bir ülkeyiz kabul etmek lazım. Aslında Süleyman Demirel “yürümekle yollar aşınmaz” diyerek bizi yürümeye teşvik etmişse de yürümüyoruz. Bir de Orta Asya'dan buralara kadar yürüdüğümüz için artık yürüme ihtiyacı hissetmiyoruz. Şaka bir yana yürümememizin bir çok etmeni var. bir kere diğer saydığım ülkeleri de göz önüne alırsak aynı enlemde olduğumuz İspanya ve Yunanistan da az yürüyor. Akdeniz ülkesiyiz ve tembeliz. Aynı zamanda bu ülkeler ve Türkiye'de dahil gayet dağlık ülkeler. Düz yol gerçekten yok. Aksine Hollanda Konya Ovası gibi dümdüz bir ülke. Tabi bunun sadece düzlükle de alakası yok. Demin de saydığım gibi bir çok etmenler kültürel faktörler de etkili.
Bir kere Türkiye'de bir deyim vardır. “At, avrat, silah.” bineğe, kadınlara ve silaha oldukça düşkünüzdür. Arabamız bizim için çok önemlidir. Dişimizden tırnağımızdan arttırıp aldığımız arabamıza gözümüz gibi bakarız onunla hava atma yarışına gireriz. Dünya da bir kaç yüz dolara alınan arabalar burada bir servet değerinde olduğu için araba bir statü göstergesi haline geliyor. Haliyle tuvalete dahi arabayla gidiyoruz. Gurbetçilerimiz binlerce kilometreyi uçakla gelmek yerine arabalarıyla gelip statülerini gösteriyorlar. Bir de tabi “parayı bulan herif önce arabayı sonra karıyı değiştirir” lafımız vardır. Yine arabaya verdiğimiz önemi gösterir bu.
Alt yapı sorunlarımız da elbette var çoğu yerde yolda yürürken kaldırım bitiyor. Kaldırım biter mi? Bitiyor işte birden kendinizi yolun ortasında arabaların önünde buluyorsunuz. Kaldırıma park etmiş arabalar. Parklar, yürüyüş yolları da oldukça az ülkemizde. Çok fazla betonarme yapılar arasında ağaç görmeye bile hasretiz. Zaten on metrekare çim gördüğümüzde de oturup mangal yapan bir toplumuz. Ayrıca sokaklarımız da oldukça emniyetsiz ıssız aydınlatma eksik. Yani yolda gece yürürken birinin sizi kesip atması işten bile değil.
Uzun çalışma şartlarımız da bir etmen daha Avrupa'da insanlar haftada otuz saat çalışırken Türkiye'de haftalık kırk beş saat çalışma durumu var aynı zamanda mesailer de var. eve gidip yatağa kendinizi atmaya yer arıyorsunuz ne yürümesi. Kaldı ki depresyon oranı en yüksek ülkeyiz. %38 ile ikinci sıradayız. Biliyorsunuz ki depresyon vücutta hasıl olduğunda hareket minimuma iniyor. İnsan kıpırdamak dahi istemiyor. Bu da yürümememizin ayrıca bir etmeni. Bir de sigara kullanımı var ki o da içler acısı. Avrupa'nın en çok sigara içen ülkesiyiz. Haliyle iki adım atınca nefes nefese kalıyoruz.
Sonuç olarak fazla yürümememizle birlikte kalp, tansiyon, şeker hastalıklarıyla obeziteyle boğuşuyoruz. İnsanlarımız mutsuz hayatı geçinmek üzerine kurulu. İnsanlar sadece yaşıyor, hayattan zevk almıyor. Tabi bunda ekonomik durumda etkili. Yoğun bir kriz ile boğuşuyoruz. Hollanda yürüsün dursun sıkıysa Türkiye'de yürüsün. Oralarda yürümek kolay.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder