✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram
motivasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
motivasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2025 Cuma

Yeni İşin Telaşı ve Umudu

 


            İşimde yeni olduğumdan mıdır bilmem eve girdiğimde canım sıkılıyor. Altı aydır işsizdim haliyle bunalmıştım. Bu iş gerçekten meşgale oluyor. Tır indir, boşalt, yükle, konteyner eşleştir, aman doğru malı yüklet, bayağı iyi oluyor. Bazen müdürüm “sen işe erken başlıyorsun, erken çık bugün” diyor. Tabi erken çıkmak çok iyi oluyor. Ama içimden bir ses “işimi çok sevdim biraz daha durayım” diyor. Ancak tabi bunu onlara aksettirmiyorum. Yarın bir gün saçma angaryaları da yükleyebilirler erken çıkmadığım için.

            Yükleme, boşaltma yaparken çok telaşlanıyorum. Etrafımdaki insanlara da bu yansıyor. “Çok heyecanlısın, sakin ol at ile deve değil bu iş” diyorlar. Hata yapmaktan çok korkuyorum. Yöneticilerimi can kulağıyla dinliyorum. Her dediklerini not alıyorum. Her sorunu onlara iletiyorum. Boşluğa düşüp ne diyeceğimi bilemediğim de oluyor. Geçmiş çağrı merkezi kötü deneyimlerimden o da.

            Her şey yerli yerinde mi diye sürekli kontrol ediyorum. Mal doğru yüklendi mi, malın devamı var mı, eksik bir şey kaldı mı? En çok zorlandığım mail trafiği. Hangisi beni ilgilendiriyor, hangisi ilgilendirmiyor onu pek anlamıyorum. Tekrar tekrar sormaktan da korkuyorum aslında. Yöneticilerim sor çekinme diyor. Bu korku bana nasıl yerleşti bilmiyorum. Neden korkuyorum? Aslında korkacak bir şey yok. İletişim yeteneklerimin iyi olmasını isterdim.

            Bu işe dört elle sarıldım. Benim istediğim düzeyde bir kazancı var, altımda arabam, kendime ait bir masam. Hep istediğim bir iş. Eğer bu işi de başaramazsam o hiç sevmediğim beğenmediğim fabrikada asgari ücretle çalışmak zorunda kalacağım. Sabahın kör karanlığında çıkacağım evden. Tek vasfı makine açabilmek olan bir posta başı altında küfür kıyamet çalışmak zorunda kalacağım. Sigara içmek için mola saatini bekleyeceğim. Tuvalete gitmek için izin isteyeceğim. Hasta olduğumda yalvar yakar izin alacağım. Herkes sana vasıfsız gözüyle bakacak. Geçmişin, yaşantıların, tecrübelerinin hiçbir önemi yok. Değerin asgari ücret…

            Fabrika işçilerini asla küçümsemiyorum. Benim eleştirim patronların gördükleriydi. Patronlar böyle görüyor bu işçileri. Sınıfsal tartışma tabi ki başka bir yazının konusu. Türkiye’de ki fabrika işçisinin durumu bu.

            Belki de bu kadar büyüttüğüm için stres ve heyecan yapıyorumdur belli mi olur. Her şey düzgün gidiyordur belki de. Müdürüm “sen iyisin” demedi mi? Sorun yok o zaman. Her zaman ki kuruntularım işte. Kötü bir şey yok. Stresimi kontrol altına almaya çalıştığımda göreceğim ki her şey hallolacak.

            Borçlarım çok ileri düzeyde, ilk maaşımı şimdiden elli yere böldüm henüz daha maaşımı almadığım halde. Ay sonunu iple çekiyorum. Hatta asıla asıla ellerim nasırlanmış durumda. Hiç bu kadar borç yükü altına girmemiştim. Üniversitedeyken parasız kalıyordum ama onlar hiçbir şeymiş. O zamanlar ne kadar büyük deyip geceleri uykularım kaçıyordu. Stresten sakallarım dökülürdü. Öyle değilmiş demek ki. Oldum olası borçlardan korkmuşumdur. Borçlar da biter bir gün. Her şey yoluna girer, tek derdim para olsa şu an keşke diyorum.

            Bu sefer farklı olacak. (çok kez söylemiş olsam da) her şey hallolacak, düzelecek. Her şeyi akışına bırak Emirhan. İhtiyacın olan tek şey zaman. Zamanla her şey oturacak. İnanıyorum.

13 Eylül 2025 Cumartesi

Yeni İş, Yeni Düzen

 



            Son bir haftadır yeniden bir işe girdiğimden mütevellit yazı yazmıyorum. Sebebi de eve gelip direkt yatağa geçip uyuyakalıyorum. Sonra uyanıp dişlerimi fırçalayıp duşa girip yeniden uyuyorum. Bu kadar yorulacak ne yapıyorum? Aslında hiçbir şey, sadece o kadar süredir işsiz kalmanın getirdiği ataleti atıyorum üzerimden. Erken kalktığım erken yattığım için şimdiye kadar ki uyku düzenimi değiştirmeye çalışıyorum.

            Yeni işim daha önce hiç yapmadığım bir iş. Ne çağrı merkezi ne mavi yaka bir iş. Yine bir gün telefonum çaldı. Arayan uzun zamandır görüşemediğim bir dostumdu. “Birader blogunun sıkı takipçisiyim, sana bir iş buldum seni şu çağrı merkezi döngüsünden kurtaralım artık” dedi. Bu sefer diğerleri gibi benden haber bekle gibi yaklaşmadı öğleden sonra falanca yere git dedi. Gittim konuştum iki saat içinde işe kabul edildim. Mutluluktan havalara uçuyordum. Kendisine nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.

            Yaptığım iş tır sevkiyatı ayrıca ofis işleri. Gelen malların diğer tıra doğru aktarılmasını sağlıyorum. Bundan arta kalan zamanlarda da şirketin arabalarıyla ilgileniyorum. Ayrıca bankaya notere kargoya gidiyorum. Yani joker eleman sayılırım. Kırk yıl düşünsem ehliyetimin bir işe yarayacağını düşünmezdim. Kaldı ki çok iyi de araba kullandığım söylenemez. Ablama ait olan emektar bir Megane kullanıyordum ve sadece ona alışıktım. Geçenlerde bir komşumuz arabamı kullanır mısın falanca yere gidilecek dediğinde arabayı kullanamamıştım. Yine öyle bir şey olacak sandım ama çok şükür olmadı. Telaşımı bastırabiliyorum. Şimdiye kadar farklı iki araba kullandım daha da kullanacağa benziyorum.

            Her arabaya bindiğimde başıma bir hal gelmesin diye dua ede ede sakin sakin kullanıyorum. Ah! Bir de yol bilgim olsa mükemmel olacak. Her yere navigasyonla gitmek o kadar zulüm ki. Telefonu koyacak yer bulmak da zor. Benim arabamda sorun yok da farklı arabalarda zorlanıyorum.

            Bana tahsis edilen araba oldukça konforlu bir hafif ticari araç. O kadar keyifli ki kullanması dediğim gibi şimdiye kadar kullandığım Megane garibim kaldı. Ama o araç ilk göz ağrım tabi, onun yeri ayrı.

            Müdürüm çok yardımcı olmaya çalışan biri anlamadığım yığınla şeyi tekrar tekrar soruyorum. Hiç gocunmadan cevap veriyor. Ancak maalesef birkaç hafta sonra gidiyor kendisi yeni bir müdürümüz olacak. Pazartesi yeni müdürümüz gelecek, kendisini oldukça merak ediyorum. Nasıl birisi ketum mu, neşeli mi, agresif mi, sakin mi, hiç bilmiyoruz. Sadece rahat çalışacak biri olsa yeterli benim için.

            İşi anlamaya çalışıyorum hala belli nüansları anlamış değilim, müdürüm acele etme anlarsın diyor. Anlamak zorundayım kendisi gittiğinde dımdızlak kalmamak için hızlıca anlamam lazım. Hangi palet nereye, hangi liman, hangi konteyner yığınla bilgi var. Ek olacak sürekli tırcı abilerle konuşuyorum. Burada otostop zamanları onlarla yaptığım muhabbet oldukça işime yarıyor. Geldiklerinde bir sigara uzatıyorum “yolculuk nasıldı abi sakin ol acele etme” deyip oturtuyorum. Böylelikle rahatça yükleme boşaltma yapabiliyoruz.

            Tabi depo sorumlusu da oldukça yardım ediyor. Maalesef o da ay sonu işi bırakacak. Zaten benim işime yarayacak herkes işi bırakıyor. Bir an önce işi kavramam lazım. Ama bu sefer sakinim mutluyum işimi seviyorum. Kendimi geliştirmeye hevesliyim.

4 Eylül 2025 Perşembe

Başlangıç ve Bitiş Aynı Telefon Ucunda

 


            Bir telefon ile gelen iş yine bir telefon ile yine sona erdi. Ne kadar çabuk oldu değil mi? İşe giriş sürecimi anlatmıştım daha bir hafta oldu ve iş bakın gene işsizim. Mesaim evde devam ediyordu bitmesine bir saatten fazla vardı. Bitsin diye beklerken bitti gerçekten de bir telefon geldi “Emirhan Bey ben kalite sorumlusu bla bla işte performansınız düşük falan” bilindik şeyler işte. Eşyalarımı yarın teslim edeceğim.

            Bir haftada nasıl performansıma karar verdiler anlamış değilim. Tabi tecrübeli insanlar çok fazla görmüş geçirmişlerdir elbette. Ancak bir haftada kalemimin kırılması üzücü. Çok hayal kurmuştum. Odamın birkaç eşyasını yenileyecektim. Emektar, artık bataryası kafam kadar şişkin olan telefonumu değiştirecektim, faturalarımı ödeyebilecektim. Tüm hayallerim yine sona erdi.

            Neyi beceremiyorum diye soruyorum kendime sürekli. Gerçi bir önceki yazımda birazz bahsetmiştim. Ancak çabaladığımı da hissediyorum. Asla tembellik etmiyorum, acaba doğru işi mi bulamadım? Benim yapabileceğim iş nedir acaba? Bir sürü soru var aklımda.

            Yavaş yavaş alışıyordum bir haftada biraz düzen oturtturmuştum aslında. Erken kalkıyordum, ilaçlarımı aksatmıyordum, günün yorgunluğuyla erken yatıyordum. Çay bile uykumu kaçırmıyordu.

            Yine bunalıma gireceğim diye korkuyorum aslında. Bu da bir çözüm değil. Keşke elimde bir sihirli değnek olsa hayatımı komple değiştirebilsem. Tabi bu peri masallarında olur ancak. Külkedisi bal kabağını getirir, peri anne dokunur kocaman bir araba olur. Benim kendime ait kabağım dahi yok.

            Yazıyı buraya koymakla koymamak arasında gidip geliyorum aslında. Ancak yine de koydum. Burası herkese açık bir günlüğüm. İstemiyor muydun Emirhan, herkes hissettiklerini bilse keşke diye. Kim okuyor bilmiyorum sadece yazıyorum.

1 Eylül 2025 Pazartesi

Hırs, Korku ve Biraz Umut

 



            Yeni işimde pek huzurlu olduğum söylenemez. Mola verdiğimde acaba bir şey derler mi, yeterince arama yaptım mı, iyi mi konuşuyorum kötü mü konuşuyorum bilmediğim için sürekli diken üstündeyim. Evden çalışma evresine geçtim sürekli arama yapma ihtiyacı hissediyorum yeterince aramadığımı düşünüyorum sürekli öğle molasına çıktığımda acaba takım lideri aradı mı diye telefonuma bakıyorum. Acaba çok mu uzun tuttum diye sürekli saatime bakıyorum.

            Kesinlikle sürekli bir baskı yok bu benim eski tecrübelerimden kaynaklı bir şey. Eski çalıştığım yerlerde sürekli yukarıda saydığım şeylerden sorun yaşadığım için burada da diken üstündeyim. Acaba ne zaman çıkaracaklar diye korku içindeyim. Yeteri kadar performans gösteriyor muyum bilmiyorum.

            İlk çağrı merkezi deneyimimde gerçekten travmatik bir iş yeriydi. Mola süremiz oldukça kısıtlıydı. Arkadaşlarımızla manyak olmuştuk artık. Sistemimizde mola tuşlayıp koştur koştur sigaraya inerdik hızlı hızlı sigara içip yine koştur koştur bilgisayarın başına gelirdik. Bir dakika aşmışsak takım liderinin hışmına uğrardık. Hâlâ daha o kadar yıl geçmesine rağmen sigaramı küllüğe koyamam elimde tutar hızlı içerim.

            Sadece bunlarla da sınırlı değildi yoğun bir mobbing de vardı. en ufak hatamızda “toplantı tuşla Emirhan yanıma gel” dendiğinde elim ayağım boşalırdı kim bilir gene ne oldu derdim. Gene aynı şekilde burada ki iş yerimde takım liderimiz aynısını söylediğinde gene elim ayağım boşalıyor garibim takım liderinin hiçbir şeyden haberi yok. “Nasıl gidiyor onu öğrenmek istedim” deyince içimden gülüyorum.

            İşimi kaybetmekten oldukça korkuyorum. “Olmadı Emirhan, şu an işimize yaramıyorsun, yapamıyorsun” lafını duyacağım diye ödüm kopuyor. Bu işimi çok sevdim zira oldukça rahat bir iş pek bir stresi yok. Mesafe sadece tek sorun ama haftada bir gün gidiyorum. O kadar da olsun artık.

            Her gün aynada kendime “yapabilirsin” demek de pek bir işe yaradığı söylenemez. Umudum gün gün eriyor. Baştan beri gerginim, bu da uzun süredir işsizliğimden kaynaklı diye düşünüyorum. Nasıl ilerlerim bilmiyorum takım liderini can kulağıyla dinliyorum bazen bana ödev veriyor akşam bunu yap dediğinde vakit kaybetmeden yapıyorum. Çok istiyorum bu işi yapmayı çünkü. Çabaladığımı görsün istiyorum. Tabi o oldukça tecrübeli bir hanımefendi çok iyi biliyordur bunu.

            Hırslanmak istiyorum, gerçekten hırs bende çok olmayan bir şey ama hırslanmaya çalışıyorum. Diğer ekip arkadaşlarımın yaptıkları beni hırslandırıyor. Ancak bazen de moralimi bozuyor. Kötü algılanmasın kıskançlıktan değil onlar yaptı kapasitesi var ben yapamıyorum diye bir moral bozukluğu.

            Yardım alabileceğim pek kimse yok. Şunu yaparsan işe yarar diyecek birinden bahsediyorum. Takım liderimiz oldukça yardım ediyor. Dediğim gibi can kulağıyla dinliyorum ancak bu işler teoriyle olacak şeyler değil tabi.

            Keşke biri beynimi açsa bana özgüven, hazır cevaplık, canlı konuşma yükleyebilse. Tabi bunlar mümkün değil. Sadece çok isterdim diyorum. Yardıma çok ihtiyacım var onu biliyorum. Oldum olası bu satış işlerini beceremedim. Olacağını düşünüyorum aslında tahsilatçılık da yapamıyordum eğittiler oldum bir buçuk sene yaptım. Gene sabırla eğitebilseler vakitleri olsa diyorum. Çalışmak çok istiyorum, işimi seviyorum.

7 Ağustos 2025 Perşembe

Ders Çalışmayanlar Kulübü: Bir Tembelin Ders Çalışma Güncesi

 


            Bir çok öğrenci gibi ders çalışmayı pek sevmiyorum. Uludağ Üniversitesi’ni bunun için bitiremedim. Hatta ilkokul dahil tüm öğrencilik hayatımda ders çalıştığımı pek hatırlamam. Ben sürekli derste dinlediklerimle geçmişimdir. Keza bu üniversitede de geçerli. Dersi dinlerdim not bile almazdım. Çok zeki olduğumu iddia etmiyorum çok tembelim. Ama ders dinlemeyi severdim. Sadece ilk, orta ve lisede matematik gibi sayısal dersler hariç. Gerçekten matematikten nefret ediyorum. Hala parmak hesabıyla toplama çıkarma yaparım ayrıca 6, 7, 8 ve 9’ların çarpım tablosunu bilmem. Onun için matematikte çok kötüyüm, arkadaşlarım dalga geçse de kabullendim bu durumu.

            Üniversitede vize-final haftası gelirdi bende o öğrencilerin tanıdık olduğu vicdan azabı başlardı ama ders de çalışmıyordum. Öylelikle girerdim sınavlara. Ara sıra çalıştığım olmuyor muydu oluyordu son zamanlarda artık herhalde dank etti kafaya, sınıfta ses kaydı alıp eve gelip ses kayıtlarını çeviriyor onlara çalışıyordum. Çalıştığımdan mütevellit çok sorumlu bir öğrenci olarak notların sonuçlarını büyük bir heyecanla bekliyordum. Sürekli otomasyona giriyordum hocalara açıklamadıkları için basıyordum küfrü. Çalıştığım ders kötü gelmişse büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor eğer çalışmamışsam aman seneye veririm diyordum. Sonra işte bilindik hadise okulu bıraktım. Neyse işte velhasılı kelam öyle böyle geçti o dönemler.

           Şimdilerde açık öğretimden İş Sağlığı ve Güvenliği okuyorum. Yeniden öğrencilik hayatındayım. Ömrüm boyunca öğrenci oldum, olmayınca garip hissediyorum gerçekten. Yine vize-final haftası geldiğinde vicdan azabı geliyor. Ama bu sefer ders çalışıyorum. Samimi söylüyorum bunu. Ancak ara sıra tembelliğim tutmuyor değil. Yarın çalışırım daha bir ay var diyorum bazen, bazen de gece çalışırım diyorum. Ama elimde telefon o video senin bu video benim dolaşıyorum. Gerçekten telefon insanın basiretini bağlayan büyük bir etmen. Yine çok fazla çalışmışsam otomasyona sürekli giriyorum çıkıyorum açıklamadıklarında basıyorum küfrü, olay hiç değişmedi yani.

            Şaka bir yana ders çalışmayı da çok becerebildiğim söylenemez. Uludağ’da not sorunu çok olurdu zira ben eşek not tutmazdım. Hoş not tutmayı da bilmezdim. Şimdi diyeceksiniz. Ulan sen ne biliyorsun? Nasıl öğrencisin sen? Arkadaş hoca anlatıyor anlatıyor neyi yazmam gerektiğini inanın bilmiyorum yemin bile edebilirim. Mal mal kağıda bakardım ne yazsam diye. Sonra çok şükür bazı arkadaşlar notlarını kırtasiyeye satardı da öyle ben de not bulmaya başlamıştım. Sonra ses kaydı almayı akıl ettim. Ancak bu aşağı yukarı altıncı ya da yedinci senemde gerçekleşmişti. İş işten geçmiş artık bırakma evresine girmeye başlamış sayılırdım. Ders çalışmayı bilmemek de şöyle. Elime kağıdı alıyorum okuyorum sadece. Aklımda bir şey kalmıyor haliyle. Yazayım diyorum gene olmuyor. Bana ders çalışmayı öğreten biri olsa çok iyi olur gerçekten de.

            Ders çalışmak gerçekten çok zor zanaat. Eğitim hayatım boyunca insanlar nasıl ders çalışıyorlar hep merak etmişimdir. Biri anlattığında gerçekten çok iyi anlıyorum. Sanırım benim yöntemim bu. Şimdi şöyle bir şey deneyebilirim bunu şu an düşündüm. Dersi ses kaydına anlatayım ben onu dinleyeyim. Ulan salak dersi bilmiyorsun nasıl anlatacaksın? Zaten anlatacak kıvamda olsan dersi geçersin değil mi? Gene olmadı ya hu! Ne yapacağım ben?

            Çalışkan olarak addettiğim bir arkadaşım var gerçekten akademik kariyeri oldukça iyi. Yüksek lisans yaptı, doktoraya başvurdu. Hep imrendiğim akademik kariyer bu. Uludağ’a kayıt yaptırırken benim de hayalimdi üniversite hocası olmak, yar. doç. olmak, doç. olmak, hatta prof. olmak. Şimdi ne yapıyorum, asgari ücret bile verecekleri meçhul olan işler kovalıyorum. Belki ez kaza iş bulurum diye açıktan üniversite okuyorum. Çok acınası aslında ama ne yapalım?

            Bir gün şeytanın bacağını kıracağıma inanıyorum ama. Bu okul bitecek, iyi bir işe gireceğim ve kariyer basamaklarını en azından birer birer çıkacağım diyorum. Belli mi olur kader bana da güler belki. Kaderden ziyade çalışkanlık işi gerçi bu herkes biliyor.

7 Temmuz 2025 Pazartesi

Tarihi Bıraktım, Ama Tarih Beni Bırakmadı



Birkaç aydır işsizliğin verdiği boşlukla kendime hedef aramaya başladım. Bunun için çok büyük bir karar aldım ve tarih bölümüne geri dönmeye karar verdim. Benim için büyük bir karardı zira tarih bölümü benim bir zihin doluluğun, bıkkınlığın, başarısızlığın kanıtı gibiydi. O bölümde çok şey öğrenmiştim ama çok şey kaybetmiştim. En büyük kaybettiğim şey zamandı. Ergenliğimi gençliğimi o sıralarda yemiştim bir çok şeye geç kalmıştım.

Okumaya nasıl karar verdiğime başlayalım. Çocukluktan beri ansiklopedi okumayı çok severim. Bir çok kişinin gazete kuponlarıyla aldığı koca koca ansiklopedileri vardır illa ki. Ben de onların büyüsüne kapılmıştım açıp açıp okuyordum. Hatta ablam bu alışkanlığımı görmüş ileriki yıllarda “çok büyük bir bilim insanı olacağını hayal etmiştim” demişti. Halbuki sadece merakımı gideriyordum. En çok sevdiğim konular uzay konularıydı. Ancak şöyle bir sorun vardı ansiklopediler 80'lerde basılmıştı ve biz 2000'li yıllardaydık. Yani bir nevi tarih okuyordum. Uzay konularını okurken orada Sovyetler Birliği ve ABD arasında geçen uzay savaşlarını Sovyetlerin nasıl bu savaştan galip geldiğini anlatıyordu. O küçük yaşımda tarihi bir belge okuduğumu idrak etmiştim. Tarihi yavaş yavaş sevmeye başlamıştım.

Bir gün elime Çanakkale Savaşlarını anlatan bir kitap geçmişti çok etkilenmiştim. Orada yaşanan kahramanlığı, dramı kitabı okurken hissediyordum. Üstüne bir de okulumuz Çanakkale gezisine götürünce ayrı bir etkilenmiştim. Ardından tarihsel hikayeler anlatan kitaplara yönelmiştim bir şekilde. İlk okulda ben ve bir arkadaşım Nutuk okuma iddiasına girmiştik ilk kim bitirecek diye. Bu arada evimize bilgisayar ve internet gelmişti günlerimi tarihi olayları araştırarak geçiriyordum. Atatürk, Yavuz Sultan Selim, Fatih Sultan Mehmet, II. Mahmut gibi önemli şahsiyetleri araştırıyordum sürekli. Evde aileme sofrada otururken tarihi olayları anlatıyordum sürekli annem zevkle dinlerdi bir yandan da “oğlum yemeğin soğuyacak ye artık” derdi.

Yavaş yavaş büyümeye ergenliğime girmeye başlamıştım. Artık üniversite zamanı gelmişti. Kafamda imam hatip okuduğum için ilahiyat mı okusam vardı. O yıllarda sağlam bir şeriatçıydım. Şimdilerde bunu yazarken bile gülüyorum. Aşağılık salak. Sana mı kaldı İslami düzeni getirmek bağnaz pezevenk. Tercih günü gelmişti o zamanlar okulda yapıyorduk tercihleri. Boş bir masaya oturdum birden beynimde şimşek çaktı. Tarihi çok seviyordum neden tarih yazmayayım? Birden kendimi Marmara Bölgesinde ki tüm tarih bölümlerini yazarken buldum. İki saniyelik kararla hayatımın şimdiye kadar ki 12-13 senesini etkilemiştim. O yıllarda insanın aklı almıyor. Tercih kağıdımı hocama verdiğimde gülüyordum ama.

Kayıt günü geldi hala o kayıt olduğuma dair belgeyi saklıyorum. 2 Eylül 2013 kayıt olduğum tarihti. Uludağ Üniversiteliydim. Okulun ilk gününü hatırlıyorum. İlk ders Kültür Tarihi'ydi. Nilüfer Alkan Günay dersimizin hocasıydı. Fakülteyi sınıfı bulacağım diye kan ter içinde derse son dakika girmiş en arka sıraya oturmuştum. Bir dakika sonra hoca girmişti. Bir şeyler anlatıyordu ama anlamıyordum. Baya üniversiteydi nasıl not alınırdı ki. Hoca anlatırken yazmak lazımmış yaşım on sekiz daha ben lisede not alamazken nasıl üniversitede dersi anlayayım. Sonraki ders Eski Çağ Tarihi'ydi hocamız Kamil Doğancı idi. Şiir gibi ders anlatır lise talebesi gibi not tuttururdu. O söyler biz yazardık. O derste not sorunum olmadı hiç.

İlk aşkımla cuma günü karşılaşmıştık. Kısa bir tanışma sonrası açılmıştım hayatım değişmişti. Bir sene sürmüştü. O sayede derslerden baya geri kalmıştım ilk dönem tüm notlarım sadece bir ders hariç FF'ti. BA olan dersim Osmanlıca dersiydi. O da imam- hatip sağ olsun.

Otostopla ülkeyi gezmeye çıkmıştım. Saçlarımı uzatmıştım. Bir nevi hippi gibi dolaşıyordum. Metal müzik hayatıma yön veriyordu. Küçük kısa süren bir grubum dahi vardı. Not tutmayı da öğrenmiştim derste ses kaydı alıyordum sonra onları yazıya döküyordum. Bir nevi stenograf gibi zabıt katibi olmuştum. En ön sırada oturuyordum artık.

Derslerim hala içler acısıydı hem çalışıp hem okumaya çalışıyordum. Parasızlık, sefalet, pislik almış başını gitmişti. Para olmadığı için kiloyla arap sabunu alıp onunla duş alıyordum. Yıllar yılları kovaladı üç tane rektör görmüştüm. Kamil Dilek, Yusuf Ulcay ve Ahmet Saim Kılavuz. Hepsiyle konuşma fırsatım oldu okulun yemekhanesinde çalışıyordum ve oraya geliyorlardı. Gedikli öğrenci olduğum için aşağı yukarı tanınıyordum. Hocalar beni arar “Emirhan derse geliyor musun?” “Evet hocam çıktım şimdi yoldayım.” “Tamam oğlum benim falanca yerde toplantım var odamın anahtarı paspasın altında alırsın masada notlar var dersi anlat üstün körü geç ben haftaya telafi yaparım” gider dersi anlatırdım. Anasını satayım ben geçemezdim o dersten. Yedi kere aldığım bir Selçuklu Tarihi var ki evlere şenlik. Nefret ederim bugün bile o konudan. Gram bilgim yoktur o dönem hakkında. O derste üç hoca değişti. Sonuncusu felaketti. Şimdiki aklım olsa o iki hocadan dersi verir geçerdim nerden bileyim. Son hocamız Mehmet Tezcan'dı. Derya deniz bir adam ama dersi doktora düzeyinde veriyordu. Biz lisans öğrencisiydik. Bize edisyon kritiği anlatıyordu. Babacım biz dipnotta daha “a.g.e.” gören insanlarız ne yapacağız edisyon kritiği.

Sekiz senemi verdiğim Uludağ Üniversitesi'ni Covid zamanı askere gideceğim diye dondurup daha da dönmedim. Böylelikle örgün öğrenimim son buldu. Bu aralar yukarıda da dediğim gibi tekrar dönmek tarihin derinliklerine dalmak istiyorum. Ne yapabilirim aklımda pek bir şey olmasa da tekrar o yıllara dönmeden dertsiz tasasız bitirmek tek dileğim.

Bir Şemsiye Nasıl Mübarek Olur?

 Yeşilçam filmlerini izlemeye bayılırım. Sık sık seyrederim. Tekrar tekrar izlediğim film sayısı sınırsızdır belki de. Kibar Feyzo, Davaro, ...