✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram
şehir hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehir hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ekim 2025 Cumartesi

Kalpten Gelen Ders

 


            Birkaç saat evvel bir haber aldım. Amcaoğlum kalp krizi geçirmiş kendi başına hastaneye gitmiş hastane önünde yığılıp kalmış. Damarlarından biri hemen hemen tamamen tıkanmış. Şimdi damarı açmışlar hatta eşiyle telefonda konuşmuş iyi durumda ancak yoğun bakımda biraz müşade altında kalması gerekli.

            Kendisi günde iki pakete yakın sigara içen, yediğine içtiğine dikkat etmeyen biri. Ayrıca yoğun stres altında yaşayan biri. Ticaretle uğraşıyor o borçtu, bu senetti, o vergiydi derken kafası kazan gibi. Gözlerinin içine baktığınızda anlayabilirsiniz kafasında kırk tane tilki dolanıyor belli yani.

            Şimdi ben de düşünüyorum. Sürekli stresle yaşıyorum ve her şeyi kafama takıyorum. Çok sigara içiyorum yediğime dikkat etmiyorum. Acaba ben de böyle olur muyum diyorum. Her şeyi ama her şeyi kafama takıyorum. Stresle başa çıkmaya çok çalışıyorum ancak pek başarılı olduğum söylenemez. Korkuyorum bir gün ben de böyle mi olurum diye. Ya da en sonunda kafama bir huni takıp tımarhanelik mi olurum.

            Stres, şehir hayatı, iyi beslenmeme insanı çok yıpratan etmenler. Bunlar birleşince hastalık kaçınılmaz oluyor. Sonra gözünü bir açıyorsun her tarafın kablo, ya da gözünü tam kapatmışsın kara toprak… hayat anlamsızlaşıyor. Neyi kafamıza bu kadar takıyorsun, her şey bu kadar önemli mi? Sağlığını bozacak kadar önemli olan şey seninle mezara gelecek mi?

            Para insanın çok ama çok canını sıkan bir şey varlığı bir dert yokluğu ayrı bir dert. İnsanı çok fazla sıkıntıya sokuyor. Bir rivayete göre, Kanuni Sultan Süleyman öldüğünde elini kefenden dışarı çıkartılmasını vasiyet etmiştir. Koskoca “muhteşem Süleyman” bile eli boş gömülmüştür. Yani sonuç iki metre çukur…

            Kuzenim umarım sağlığına tez vakitte kavuşur. Yüce yaratıcı ailesine sevdiklerine kavuşmasını onlara onu bağışlamasını diliyorum.

17 Eylül 2025 Çarşamba

İstanbul: Cennetle Cehennem Arasında

 


            Üniversite zamanlarımda Bursa’yı çok severdim, gerçi hala seviyorum şehri avucumun içi gibi biliyorum. Bunu İstanbul için asla söyleyemem hala görmediğim yerleri var. Bursa’yı o kadar çok severdim ki oraya yerleşmeyi hep çok istemiştim. Nerde gezilir, nerde zenginler oturur, neresi varoşlardır, nerde trafik yoğundur hep bilirim. Çoğu yerine gittim. Yaklaşık olarak sekiz sene kaldım orada. Soranlara İstanbul’dan nefret ediyorum hiç sevmiyorum orayı buraya yerleştim diyordum. İstanbul’a dönünce bir şeyin farkına vardım…

            Ben Bursa’yı değil yalnız, kimseye hesap vermeden yaşamayı seviyormuşum. Eve girip çıkmam sorulmuyor istediğim saatte kalkıyorum, yatıyorum. Bunu seviyormuşum. İstanbul’a dönünce bu şehir ayrıymış gerçekten tekrar anladım. Yani insana özgürlüğü şehir mi verir yoksa yaşam tarzı mı? Benim yaşadıklarımı Bursalı, okumaya İstanbul’a gelen biri de yaşayabilirdi. 

           Netice itibariyle o kadar gelişmiş bir şehir ki İstanbul sevmemek elde değil. Her şey elinin altında Anadolu’nun her yerine çoğu şey burdan gidiyor. Gezilecek yerleri, otobüs ağları, raylı sistemleri tüm Anadolu şehirlerinden kat be kat ileride. Sadece tarihi yerleri gezip görmek için rahat bir-iki ay gerekli diye düşünüyorum. Tüm sektörlerde çalışma fırsatı yine bu şehirde. Gravürlerde bile İstanbul manzaraları nakşedilmiş, mesela bir Amasya yok.

            Ancak buranın da bıktırdığı alanlar yok değil. Trafik en büyük sorun. İşten yorgun argın çıkıp eve varmanız iyi ihtimalle bir saat sürüyor. Ayrıca aşırı derecede kalabalık. Yaya kaldırımında bile insan trafiği olabiliyor. Yoğun bir mülteci akını burada yine. Güvenlik sorunu had safhada, ıssız bir sokakta yürürken birinin sizi kesip kenara atması işten bile değil. İmar planları oldukça düzensiz, çarpık kentleşme oldukça fazla. Bunun gibi bir çok problem var.

            Ancak yine de cennet de burası cehennem de burası. Sabah vakti vapurun kıçında temiz hava, martıların sesi… Akşam vakti sıkış tepiş metrobüsün içinde eve dönmeye çalışmak… Tarihi yarımadada gezerken bir sürü uygarlığın buraya ayak bastığını bilmek onlara şahit olmak… arka sokaklarda serserilerin birinin parasını zorla gasp etmesi… Liste oldukça uzun tabi ki.

Babam 1974’de köyden çıkıp İstanbul’a yerleşmiş. Artık burayı bilmiş sadece. Eğer köyde kalsaydım cahillikten kırılır, mal davasına birbirimizi boğardık der sürekli. Bilgi burada görgü burada gerçekten de. Köyde sadece dedikodu ve kavga var. Bu şehirde, şehre karşı mücadeleden ve güzelliklerinden bazen buna fırsat kalmayabiliyor. İstanbul sevmeden yaşanmaz, ancak nefret etmeden de anlatılmaz.

2 Ağustos 2025 Cumartesi

Bir Çalar Saatin İtirafları

 



            Senden nefret ediyorum, her sabah bana ana avrat küfrediyorsun. Halbuki işimi yapıyorum. Evet benim doğru tahmin çalar saatin. Her gün sadece işimi yapıyorum sabahları seni kaldırıyorum. Hak ettiğim bu mu? Her sabah küfür dinlemek... Patronunla ettiğin kavgadan bana ne, işe gitmek istemiyorsan bana ne? Tembel pezevenk! O kadar üşengeçsin ki yıllardır seninleyim tüm insanlar artık telefonuyla uyanırken sırf sürekli yeniden alarm kurmamak için beni atmıyorsun kullanıyorsun. Yıllardır aynı komodindeyim kardeşim, insan sıkılır da değiştirmek ister ya hu!

            İşte yine başlıyoruz, saat gece iki beyefendi yatağa yeni giriyor. Madem uyanamayacaksın sabah, erken gir şu yatağa değil mi? Gamsız da herif, yatağa giriyor kafayı yastığa koyuyor pat diye uyuyor. İnsan biraz düşünür bugün ne yaptım nasıl geçti gün ne bileyim ettiğin kavgayı kafanda çevir, şöyle derdim böyle derdim diye. Nasıl uyuyabiliyor anlamıyorum. Sabah yine küfür kıyamet kalkıyor içerden seslerini duyuyorum yüzünü bile yıkamadan koştur koştur gidiyor işe.

            İnsanlar uyanmak için çalar saat kullanıyor halbuki sirkadiyen saat denilen mevhum elli yıl içerisinde mahvoldu. Gece çalışmak gibi saçma bir şey çıkarıldı. Yüce yaratıcı geceleri dinlenmek için yarattı. Gece çalışılmasını isteseydi insanoğlunun sağına soluna far yerleştirmez miydi? Lambanın bulunması şurada yüz yirmi senelik bir olay. İnsanoğlu on binlerce yıldır yaşıyor. Tüm dünya gece olduğunda uyuyor, gün aydınlandığında uyanıyor. İnsanlar gariptir gece gündüz sürekli uyanık. Çok merak ederim acaba tüm dünyada insanlar da dahil uyusaydı neler olurdu. Gerçi dünyanın yarısına güneş hala vuruyor. Saçma bir düşünce olurdu bu.

            Gece ilerliyor horultuların rahatsız etmiyor artık beni, alıştım. Dışardan gelen şehrin sesleri hala uyanık olanların var olduğunu bilmek rahatsız ediyor sadece. İnsanlar neden uyumuyor aklım almıyor. Akşam vakti duştan çıkmış yeni yıkanmış gecelikleri giymişsin, yatağa temiz çarşafları sermişsin, yatağa atıyorsun kendini, oh mis… Bundan büyük saadet var mı? Hele bir sabah olsun gör bak nasıl uyandırıyorum seni gene. En yüksek ayardayım gene, kulaklarının pasını alacağım gör sen.

            Saat gece beş oldu gene o sarhoş Kerim geçiyor sokaktan. Gene naralar atıyor umarsızca. Sen ona da küfür ederdin gene başladı Kerim diye. Kendi kendine anlatmaya başlıyordun sonra. “Sevdiğin kızı vermediler diye berduş oldun çıktın. Bu kadar içen adama kız verirler mi?” diye devam ediyorsun hep sonra. Kerim sabahları uyanmak zorunda değil barakadan hallice bir yerde yaşıyor. Kim ona alkol parası verirse işini yapıyor, akşama kadar uyuyor, sabaha kadar da içiyor. Sen kendi derdine yan. Patronun bu ay bizi çıkarır mı diye korkundan sabah ezanıyla uyanıyorsun.

            Ezan demişken sabah ezanında tüm köpekler havlamaya başlıyorlar. Neden havlıyorlar hala anlamış değilim. Korkudan mı, sinirden mi? Bir gün şey demiştin sen, ne demiştin dur bakayım “dinci kesim tüm kainatın Allah’ı tesbih ettiğini söyler” demiştin. Belki de öyledir kim bilir.

            Vakit daralıyor, uyanacaksın birazdan kim bilir hangi karıyı görüyorsun rüyanda. Geçen şirkette sıkıştırdığın Necla’yı mı yoksa? Sen telefonda konuşurken duydum. “karı ilik ilik oğlum sen ne diyorsun?” diyordun. İğrenç bir adamsın sen. Belki bana her sabah sövmesen yaptığın her şeye göz yumacaktım iyi arkadaş olacaktık. Belki ben seni tatlı tatlı uyandıracaktım her sabah o zaman. Belki de dediğim telefona geçecek beni emekli edecektin. Sesimi duymamak için de salona alacaktın beni. O zaman seni hiç rahatsız etmezdim. Bu  sefer güzel anılarına şahit olurdum. Belki hoşlandığın kızla buluşma saatini gösterecektim sana heyecanlı heyecanlı bana bakacaktın, dakikalarımı sayacaktın. Şimdi ne yapıyorum her sabah senin pis suratını görüp, küfürlerini işitiyorum.

            Vakit geldi birkaç dakika var gene o kulakları yırtarca çalan zilim duyulacak gece sona ermiş olacak. İşte geldi. “amına koyduğumun saati gene çalıyor. Bıktım siktiğim işinden.”

23 Temmuz 2025 Çarşamba

Bir Erkekten Fazlası Değilim, Ama Yazdım



 

Aklımda hiçbir şey yok. Sadece yazmak için oturdum. Kelimelerin yüklenmesini bekliyorum. Saat ikiye yaklaşıyor. Günün yorgunluğunu atmaya çalışıyorum bu yazıdan neyden bahsedeceğimi de bilmiyorum açıkçası. Sabah kalktığımda ev süpürdüm uzun müddettir sadece kendi doğal alanımı temizlerdim. Evin diğer alanlarıyla ilgilenmezdim ailem şehir dışına çıktığı için biraz sorumlu davranmak istedim. Bulaşıkları dizdim vs. takdir beklemiyorum elbette. Her erkeğin beklentisidir “aferin kadına yardım ediyor ataerkil değil” lafını duymak isteriz. Bunu en modern erkek bile duymak ister. Beyler lütfen şimdi birbirimizi kandırmayalım.

Elbette bu yetiştilme tarzımızla alakalı ve toplumla da alakalı zira kibar bir toplum olmadığımız aşikar. Haliyle o kadar kil arasından yakut sırıtır. Biz bunu istiyoruz. Misal genelde erkek çocukları evde yardım ettiğinde “aslan oğlum annesine yardım etti” lafı duyulur.  Gerçekten kadınların yükü çok fazla ve bu toplumda kadın olmak çok zor. Kadınlar erkek diye bir varlığı sevip koynuna alıyor bunun için bile teşekkür etmek gerekir.

Kadın olmak şöyle zor böyle zor diyip kafa ütülemek bilgiçlik taslamak istemiyorum çünkü yıllardır duyulan bilinen şeylerden bahsedeceğim ayrıca bir erkek olarak kadınlığın ne kadar zor bir şey olduğunu anlatmam abesle iştigal edecektir. Kadınlığın zorluğunu bile erkekler anlatıyor. Sus be herif sana mı kaldı? Her ay vajinasından kan akan ve iki büklüm olan kadın sana dayanıyor sen mi bileceksin? Vel hasılı kelam kadın olmak zor birader.

Çocukken annem de babamda çalıştığı için ablam tarafından büyütüldüm desem yalan olmaz. O da çocuk sayılırdı. Neyse efendim, kendi başıma söküklerimi dikmeyi öğrendim. Makarna haşlamayı, yumurta kırmayı, temizlik yapmayı. Geçmiş dönemlerde bu işlerin hepsine kadın işi deniliyordu. Hala öyle düşünenler de olsa şükür ki artık düşünenler gayet azaldı. Bir arkadaşımın tespiti bu aynen aktarıyorum. “insanlar eskiden kadın iş yapar eve bakar derken şimdi hiç öyle insan kalmadı erkeklerin de öyle bir beklentisi de kalmadı artık.” Bu söz o kadar haklı ki zira roller eşitlendi. Kentleşmenin verdikleriyle kadın da erkek de çalışır oldu. Roller değişti demiyorum cinsiyetsizleşti.

Kentleşmenin getirdiklerinden biri de boşanmaların artması oldu. Eskiden boşanmaya aile faciası gözüyle bakılırken şu an da artık iki insan birbirlerini çok seviyor da olabilir ama aynı evi paylaşamayınca anlaşarak boşanabiliyor. Bu gayet doğal bir şey. Boşanmak aile faciası değil. Bunu idrak etmek gerekir. İnsanlar barışmak için çocuk yapıyorlar sonra olmuyor çocuk zarar görüyor. Boşanın. Gerçekten BOŞANIN.

Elbette kadın erkek hala Türk toplumunda eşit görülmüyor. Hala kadın cinayetleri oluyor. Maalesef ki İstanbul Sözleşmesi feshedildi. Kadınlar ülkemizde hâlâ abi, kardeş, eş, çocuk, sevgili, hatta yedi yabancı tarafından öldürülüyor. yirmi birinci yüzyılda bu çok acı bir gerçek. Özgecan Aslan’ı kaçımız hatırlıyor. Anıt sayaç sitesine her gün bir kadın ekleniyor.

Ben bir yargı, bir karar mecii değilim. Basit bir vatandaşım. Benim haddime değil kadın haklarını savunmak. Kadınlar gayet iyi savunuyor elbette. İstediğim tek şey insanların ölmemesi. Sadece yemeği geç hazırladı diye insan öldürülmez. Ölüm basite indirgenmez. Velev ki kadın aldatsa bile. Sen kimsin ki öldürüyorsun. Kadınlar ağzımıza sıçsa bile elhamdüllillah demek zorundayız. Sen erkek olarak tüm yaradılış efsanelerinde ilk yaratılmışsın. Yüce yaratıcı demiş ki sen nefsine yenik bir karaktersin ben senin mantıklı olanını yaratayım. Hatırla, ömründe dediğin ilk kelime anne. Kadınlara bağımlı varlıklarız. Kadın olmasa bu evrende iğrenç maymunlar gibi yaşarız. Ömrümüz boyunca tıraş olmaz, onu bırakın yıkanma gereği bile duymayabiliriz. Hatırla yine lisedesin ders boş çocuklarla uzun eşek oynuyorsun küfür kıyamet gırla. Birbirinize pandik atıyorsunuz. Hop sınıfa bir kız giriyor herkes kendine çeki düzen veriyor bir ne oluyoruz diyor. Ama beğenilme duygusuyla yapıyorsun bunu ama saygıdan ama insanlığın geliyor aklına.

Yine konudan konuya atladığım bir yazı oldu ama inanın saniye durmadım yazarken. Aklıma ne geldiyse yazdım. Bunu cidden seviyorum içimden geçenleri yazıya dökmek rahatlatıyor. Kafamda çevirmek beynimi uğultulara sokuyor. Bir hadsizlik ettiysem kusuruma bakılmasın.

Bir Şemsiye Nasıl Mübarek Olur?

 Yeşilçam filmlerini izlemeye bayılırım. Sık sık seyrederim. Tekrar tekrar izlediğim film sayısı sınırsızdır belki de. Kibar Feyzo, Davaro, ...