Bir şeyin nicel değeri ne kadar artarsa
nitel değeri o kadar azalır. Bunu piyasadan örnek verebiliriz. Örneğin bir sene
domatese don vurur az çıkar o sene domates fiyatı birden artar adeta altın değerini
alır çiftçi bunu görür domates para ediyormuş der o sene herkes domates eker bu
sefer de domates para etmez tarlada kalır. Ben de aynı düşünceye girdim. Sürekli
bilgisayarı her açtığımda yazmak istiyorum bu sefer buranın değeri düşer mi
acaba diyorum ama gerçekten o kadar çok yazmak istiyorum ki burası bana o kadar
iyi geliyor ki anlatamam. Sadece kelimeler yazmak istiyorum. Anlamlı anlamsız
yerli yersiz. Cidden aklımda hiçbir şey yok.
Ne yazmalı? Sürekli insanları bilgiye
de boğmak istemiyorum. Hoş ne biliyorum ki de yazıyorum. Yarı buçuk bir tarih
bilgim var. Birkaç yazı yazdım. Hikayeler yazmak istiyorum kurgu pek yapabildiğim
bir şey değil. Gerçekten sadece yazmak. Edebiyat parçalamak da istemiyorum. Cidden
çok sinirlenirim okuduğum kitapta şöyle bir cümle ile karşılaştığımda. “Siniri
şakaklarında adeta boncuk boncuk beliriyor aşağı süzülüyordu.” Bu ne şimdi? Siniri
tere nasıl benzetmek bu. “teşbihte hata olmaz” derler ama cidden okuyucuya da
zorluk çıkaran bir şey olduğuna inanıyorum böyle süslü cümlelerin. Uzun müddettir
roman okumuyorum. Belki de bu yüzdendir. Yazı yazarken oldukça düz ve sade bir
yazıyı tercih ederim. Edebî metinler de elbette hoşuna gidenler vardır. Buna saygı
da duyuyorum. Benlik değil ama buna karar verdim. Hoş bir edebiyatçı falan değilim.
Uzman falan da değilim. Amatör bir yazarım.
Lisede hep yazar olmak istemiştim. Carpe
Diem Kitap Yayınlarından Ömer Sevinçgül’ün “Yazar Olmak İstiyorum” kitabını
adeta ezberlemiştim. Çok güzel bilgiler veriyordu kitap. Bugün maalesef hiç
biri aklımda değil piyasada da bulamıyorum. Oldum olası bilgisayardan tabletten
telefondan PDF şeklinde kitap okumaktan nefret etmişimdir. Benim kitap okuma
tarzım kitabı bizzat eline almaktır. Romantik yazarlar gibi “kitabı elinize
alıp kitap kokusunu hissetmelisiniz, bayılırım kitap kokusuna” demiyorum. Ancak
kitap okurken mutlaka elimde bir kurşun kalem olur ve kitabı okurken altını çizer
kenarına notlar alırım. Çoğu insan beni linçleyecektir kitaba zarar veriyorsun
diye ama kitap benim tarzımda böyle okunur. Atatürk’de kitaplarını aynen böyle
okurmuş. Askerde okurum diye yarım bıraktığım iki kitabımı götürmüştüm. Orada kitaplar
incelenip veriliyor askerlere. Siyasi bir şey var mı, ahlaka mugayir mi vs.
diye. Herkesin kitabı incelendi benim ki bir türlü gelmedi. Komutanlara çıkıyorum
yalvarıyorum falan. En son bir komutanım çıktı dedi ki “amcık o kadar çok yazı
yazmışsın ki kitaba, okuyana kadar iflahım sikildi. Anca bitirdim.” Tabi dünyada
en çok küfrün askerde edildiği unutulmamalıdır.
Konumuza dönersek. Dediğim gibi yazar olmak çok istiyordum. O zamanlar internet de pek yaygın değildi. Telefonlarımızdan 0.facebook’a giriliyordu. O teknolojiye bile hayret ediyorduk. Dediğim Ömer Sevinçgül’ün kitabını okulun kütüphanesinde bulmuştum. Bir günde bitirmiştim. Sonra tekrar tekrar ve tekrar okumuştum. Her hafta kütüphaneye gittiğimde oradaki memur bile alışmış “o kitabı gene yeniletmeye geldin değil mi” derdi. Yazarın kendisi okumasa da burayı çok teşekkür ederim.
Lisede yazıyordum ama o kitabı okuduktan sonra daha çok yazmaya başladım. Ama o günkü yazılarımı görseydiniz aman aman. Çok komiklerdi. Kendimi önemli bir kişi sanıp bilgiler verip kanaat önderi gibi yazıyordum. Çok sürmedi uzun müddet ara verdim. Yazmayı yine seviyordum ama yazmayı bilgi vermek sandığım için yazmaya değer bir şey bulamıyor bunun için yazmıyordum. Ara sıra gene bir şeyler karalıyordum ama kayda değer şeyler değildi. Ta ki işsiz kalıp buralara düşene kadar. Bu kadar sık yazı yazdığımı gerçekten sadece lisede olduğuna eminim. Baya roman yazmaya bile kalkmıştım. Tabi zorluklarını daha ilk paragrafı yazdığımda kavramış çok büyük bir alt yapı gerektiğine kâni olmuş bırakmıştım. Yazılarımı basmaya bile yeltenmiştim. Gerçekten çok komik. O on beş yaşında ki velet baya baya kendini kanaat önderi sanıyor, fikirlerini tüm memleketin duymasını istiyordu. Çok garip…
Şu an burada yazma yeri bulduğum için çok mutluyum içimde on beş yaşımdaki heyecan yeniden filizlendi. Elbette daha olgun daha mütevazı. Korkulacak bir şey yok. Dünyayı ele geçirecek planı hazırlayacak kabiliyette olmadığımı biliyorum artık.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder