✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram
tarih yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih yazıları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2025 Cuma

Osmanlı Sarayında İsyan ve İktidarın Gölgesi

 



           Müzik dinlemeyi oldukça çok severim. Yine bilgisayarımı açtığımda birden aklıma Pentagram’ın Şeytan Bunun Neresinde şarkısını açmak geldi aklıma. Şarkıyı dinlemek isteyenlere tavsiyem 4 şubat 2007 konser versiyonunu dinlemeleridir. Zaten Pentagram kesinlikle konser performanslarıyla ünlüdür. Albüm kayıtlarından daha iyidir hatta konser kayıtları. Çoğu metal grupları bunu becerememektedirler. Albüm kayıtları mükemmel olup konserde sıçıp batıran çok grup vardır.

Şarkının girişinde “telli sazdır bunun adı ne ayet dinler ne kadı” demektedir. Osmanlı’da Celaliler dönemi isyanlarında Dertli isimli bir aşığın sözledir bunlar. Osmanlı döneminde halktan oldukça kopuk olan Osmanlı Sarayı bidatlerle kafayı bozmuş kadılar eliyle halka sürekli karışmaktadır. Haramdır diye Dertli’nin elinde ki sazı da almışlardır ve bunun üzerine aşığımız bu şiiri yazmıştır.

Yörüklerle de başı derttedir Osmanlı Sarayı’nın. Zira dağ hayatına alışkın olan yörükler, Osmanlı’nın zorba kanunlarını dinlemez başına buyruk dağlarda yaşamaktadırlar. Saray sürekli olarak yörükleri dağdan indirmeye çalışmıştır. Bununla birlikte önce teşvik oluşturmuşsa da daha sonraları zora başvurmuştur. Dağa çıkan devlet görevlileri yörüklere soru sorar düz de mi yaşayacaksınız burada mı diye. Yörük de iki seçenekten birini söyler doğal olarak. Gelen cevap ne olursa olsun hemen oracıkta çadırları kesilir artık orada ya da burada yaşayacaksınız diye emir verilir. Emir kesindir göçemezsiniz.

Saray’ın daha çok duyulmadık hikayesi günümüz tabiriyle “skandalı” vardır. Takiyyüddin Efendi tarafından İstanbul Tophane Semtine bir rasathane kurulmuştur. Ancak din adamları ve çekemeyen devlet adamları “meleklerin etekleri altına bakılıyor” dedikodusuyla rasathaneyi yıktırmaya sebebiyet vermiştir. Başka bir yazımda bahsetmiştim o yazıyı da okumak isteyenler “Mehtabın Altında: Gökyüzü, Yıldızlar ve İnsanlık Hikayeleri” yazımı da okuyabilir.

Osmanlı’nın skandalları bununla da bitmemektedir. Sultan İbrahim dönemindeyiz şimdi de kendisinin deli lakabı herkesçe malumdur. Samur kürkler ve şişman kadınlardan oldukça hoşlanmaktadır kendisi. Bununla beraber Anadolu'da büyük bir kumandan olan İbşir Mustafa Paşa’nın hanımının methini duymuştur Sultan İbrahim. Hemen ferman çıkarılır. “tez İbşir’in avradı bana gönderile” denilmektedir. Bununla görevlendirilecek pezevenk lazımdır tabi. Koskoca padişaha kadını alıp gelecek sonuçta. Bunun için Sivas valisi Varvar Ali Paşa seçilir.

Bu kişi rastgele seçilmez tabi. Sultan İbrahim daha evvelden kendisine bir ferman göndermiştir. Ekstra Sivas’tan vergi istemektedir. Gelen saray memuruna Paşa “eşkıyalık yapıp milletin elinden mi alayım Sivas’ın tek parası yoktur” demiştir. Tabi padişah bunu yutmuş gibi görünmektedir. Demin anlattığım pezevenk arayışında bu hadise muhakkak padişahın gözünün önüne geldiğine eminim. Bir nevi intikam almak istemektedir. Varvar Ali Paşa adeta küplere binmiştir. Yine gelen saray memuruna “bre ben pezevenk miyim de Müslüman bir adamın haremini zorla alıp başka bir adama götüreyim” der. Böylelikle kendisi isyan eder. Tabi saraya dalkavukluk etmek isteyen çoktur. Haliyle deyyus yani pezevenk bulunur elbette.

İlginçtir Varvar Ali Paşa’nın isyanına İbşir Mustafa Paşa görevlendirilir. İbşir Paşa, Varvar Ali Paşa’nın kellesini alır. Tabi bu başarısından(!) ötürü sadrazam olur sadaret mührünü taşır artık. Bu hadise deyyus-u ekber olarak tarihe geçmektedir. İlginçtir yine bir isyan neticesinde kendisi idam edilmiştir.

Velhasıl-ı kelam cahillik, taassup, iktidar hırsı Osmanlı’nın başına sürekli bela olmuştur. İlk gelişme tohumları Tanzimat Fermanı ile olsa da maalesef Cumhuriyet’e kadar ele geçen bir şey olmamış devlet adeta yürüme bandında yürür gibi olduğu yerde saymıştır.

27 Temmuz 2025 Pazar

Ortak Hafızanın İzinde: Bir Milletin Kendini Hatırlayışı



 

Her toplumun ortak bir hafızası vardır. Yer adları hatta eşyalar bile belli isimlerle anılır. En bilindik örnek kağıt peçeteye “selpak” demek gibidir. Toplumda kağıt peçetenin adı artık selpaktır. Buna minibüslerde giderken o yer oradan kalkmış yerine belki bir AVM bile yapılmış olsa da hala oranın ismiyle anılması gibidir. Günümüzde züccaciyelerin ilk çıktıklarında yaptıkları slogan olan “ne alırsan bir milyon” gibi artık adlarının bir milyoncu olarak anılması gibi. Literatürde eşyalara verilen marka isimlerine jenerik marka ismi denilmekte. Bu halkın ortak hafızasını oluşturmaktadır. Bunların hepsi, halkın ortak hafızasının birer yansımasıdır. Çünkü bu milletin kendine ait bir belleği, ortak bir duygusu vardır. Bu, yalnızca günlük hayatla sınırlı değildir; tarihimizin en önemli dönemlerinde de ortaya çıkar. Tıpkı Millî Mücadele yıllarında olduğu gibi… Milli Mücadele döneminde birlikte ortak düşmanı bilip mücadele etmesi gibidir.

Birinci Dünya Savaşı olmuş Türk milleti yoğun gayretler vermiş ancak netice itibariyle kaybetmiştir bu savaşta. Tüm topraklar alınmış, tüm tersanelere girilmiş, tüm demiryollarına el konulmuş, ordular dağıtılmış halde devlet bîtap bırakılmış. Halk yoğun bir bağnazlık içinde, yiyecek ekmeği yok haldedir. Aynı Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u kuşatırken patrikliğin meleklerin cinsiyetini tartışmaları gibi düşman her yerde iken sivrisinek kanının namaza engel olması tartışılmakta idi. Ancak bilinen tek ortak hafıza vardır. Bu millet özgür olmadan yaşayamaz! Bu milletin mayası buna müsaade etmez.

İzmir işgal edildiğinde halk Kuva-i Milliye birlikleri kurmuş düşmanla gerilla taktiği ile savaşmaktaydı. Ulu Önder Samsun’a ayak basmış resmi olarak Milli Mücadeleyi başlatmaktaydı. Sonra bilindiği gibi TBMM açıldı, düşmanla savaşıldı. Milletimiz Tekalif-i Milliye Emirlerine koşarak gelmekteydi. İki çorabı varsa birini vermekteydi. Ortak hafıza bunu gerektiriyordu çünkü, zihinlerde bu kazılıydı. Netice itibarıyla düşman çizmesinden kurtulduk.

Saltanat ile kul bilinci yerleşmiş halk ayağa kalktı ve egemen olduğunu öğrendi. Bu sefer ortak hafızamız değişmeye başladı. “Padişahım çok yaşa” nidalarından “devletimiz var olsun” cümlesi yerleşti. “Padişah efendimiz doğru bilir biz köylüyüz neyimize devlet işi” derlerken halk önemli olduğunu değerli olduğunu iyiden iyiye öğrenmişti. Cahillik bir utanç kaynağı haline gelmişti.

Ulu önder böyle bağnaz bir toplumdan gözünü Batı’ya diken, çağdaşlaşma hevesine giren, kendini geliştirmeye adamış bir toplum inşa etti. Ömrü biraz daha vefa etseydi belki II. Dünya Savaşı dönemini de yönetseydi bugün bambaşka bir Türkiye’den söz edebiliyor olurduk. Ancak tarih acabalarla ya da ya öyle olsaydılar ile yürümüyor. Dönemin konjonktürüne göre ilerler.

Günümüzde halkımız yeniden bağnaz duygulara ortak hafızasında ki bilgileri silinmeye yerine bağnaz fikirlerin dolduğu bir durumda. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi bu hafıza bir gün yeniden ayyuka çıkacak ve millet yeniden silkelenecektir. Benim buna inancım oldukça yüksek. Gücümüzü gayet iyi biliyorum. Tıpkı Milli Mücadele döneminde ki gibi birleşeceğiz bir olacağız. Zira dönemimiz aynı mütareke yılları gibi.

Konuşmayı Beceremeyen Birinin Yazıları

  Saatlerdir boş ekrana bakıp duruyorum. Bu sefer yine “Şöyle girme şu yazılara.” diyorum kendi kendime. Yazmaya değer hiçbir şey bulamadım ...