Hayatta her şey canldır. Aklınıza
gelen her şey değişir. Alışkanlıklar, düşünce tarzı, damak
zevki vs. Herakleitos değişmeyen tek şey değişimin kendisidir
der. Kendimi bildim bileli katı ve değişmez bir insan olduğumu
sanırdım. Bundan on sene önce bu tarz bir insan olacaksın
dediklerinde hadi ordan derdim ama. Geriye dönüp baktığımda her
an her şekilde değişim geçirdiğimi farkettim. Birileri laf olsun
diye “şunu hiç yapar mısın” dediklerinde “hayır asla, iki
cihan bir araya gelse de yapmam” dediğim de yüce yaratıcı
parmaklarıyla kocaman bir “nah” yaptı ve yapmam dediğim her
şeyi ama her şeyi yaptım.
Lisedeydim. Nispeten muhafazakar, dünyaya din gözlüğü ile bakan bir insandım. Üniversiteye
gidince bu gözlüğümü çıkarıp en azından başıma taktım.
Hala kafamda ama gözüme takmıyorum. Siyasetten anlamaz, kulaktan
dolma fikirleri papağan gibi tekrarlardım. Düşünüyorum
değiştiğim bir çok konu var ama buraya nasıl aktarırım
bilemiyorum. Hala kendime yediremediklerim de var. Artık o değişimi
içselleştirmiş sıkı sıkıya bağlandıklarım böylelikle yeni
değişmezler sandığım şeyler de var. En basit örnek yazarken
kağıt kalem kullanırdım. İlginç bir şekilde buna oldukça
bağımlıydım. Şimdilerde artık bilgisayar kullanıyorum.
Gereksiz bir romantizm olduğunu boşuna kendime eziyet olduğunu
anladım. Edebiyat dergilerinde yazan yeni basılmış kitap kokusu,
kurşun kalem kokusu, yok çay kokusu derken o romantizmin zarar
olduğunu fark ettim.
İşten gelir gelmez evdekilere selam
verip odama koşup eşofmanlarımı giyip yatağa kendimi atıp
saatlerce saçma sapan videolar izlemeye bayılırdım. Bu sıralar
yatağımla arama mesafe koydum. Odama bir koltuk aldım günümün
çoğu koltukta geçiyor. Ne zaman o alışkanlığımı canım çekse
telefonu alır almaz beş dakika içinde uyuyakalıyorum. Sonra bir
uyanıyorum sanki bok yemişim de ağzımda tadı kalmış oluyorum.
Eskiden vakitsiz uyumayı da severdim. Şimdilerde baya baya sabah
kalkıp akşam uyuyorum. İnsan durduğu yerde değişiyor.
Tırnakları, saçı, sakalı uzuyor. Yaşlanıyor, vakit geçiyor.
Sadece insanlar değişmez elbette
yukarda dediğim gibi her şey canlıdır. Örneğin dil de
değişebiliyor. Çok basit bir örnek yirmi beş otuz sene önce
akıllı telefon diye bir kavram bilmiyorduk. Buna ihtiyaç duyduk.
Hayatımıza o girince onunla birlikte bambaşka kavramlar da girdi.
Bir kere “kaydırma” denilince çocukken çoğu kişinin aklına
dondurma yalamak, kızakla kaymak gibi şeyler gelirken bugün sosyal
medya da akışta gezmek geliyor bu kelime ile. Tabi burada dışardan
yapay bir müdahale olmaması gerekiyor. Zira Osmanlı döneminde
halk basit sade bir dil kullanırken yönetimde olanlar ağdalı
yapay bir dil kullanıyordu. Cumhuriyet ile bu tamamen değişti.
Osmanlı devrinde halk basit bir dilekçe yazarken bile o kadar çok
kural kaide kullanırmış ki dilekçeler edebi yazılara dönüyormuş.
Mehmet Akif Ersoy'un Safahat eserinde Asım bölümünde Köse İmam
ve Hocazade'nin yazdığı bir dilekçe sahnesi vardır. Malını çar
çur eden bir adamın mallarına şerh koydurmak için dilekçeye öyle
şeyler yaparlar ki bu gün bir e-posta ile yapılacak şey o
zamanlar uzun uğraşlar sonucunda gerçekleşiyor imiş.
Bugün sevdiğinizi yarın
sevmeyebilirsiniz. Dün iyi dediğinize bugün kötü diyebilirsiniz.
Yeter ki karakterli olup içimizde ki mayayı korumak. İnandığımız
değerlere sahip çıkmak gerekir.