✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram
göç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2025 Çarşamba

İstanbul: Cennetle Cehennem Arasında

 


            Üniversite zamanlarımda Bursa’yı çok severdim, gerçi hala seviyorum şehri avucumun içi gibi biliyorum. Bunu İstanbul için asla söyleyemem hala görmediğim yerleri var. Bursa’yı o kadar çok severdim ki oraya yerleşmeyi hep çok istemiştim. Nerde gezilir, nerde zenginler oturur, neresi varoşlardır, nerde trafik yoğundur hep bilirim. Çoğu yerine gittim. Yaklaşık olarak sekiz sene kaldım orada. Soranlara İstanbul’dan nefret ediyorum hiç sevmiyorum orayı buraya yerleştim diyordum. İstanbul’a dönünce bir şeyin farkına vardım…

            Ben Bursa’yı değil yalnız, kimseye hesap vermeden yaşamayı seviyormuşum. Eve girip çıkmam sorulmuyor istediğim saatte kalkıyorum, yatıyorum. Bunu seviyormuşum. İstanbul’a dönünce bu şehir ayrıymış gerçekten tekrar anladım. Yani insana özgürlüğü şehir mi verir yoksa yaşam tarzı mı? Benim yaşadıklarımı Bursalı, okumaya İstanbul’a gelen biri de yaşayabilirdi. 

           Netice itibariyle o kadar gelişmiş bir şehir ki İstanbul sevmemek elde değil. Her şey elinin altında Anadolu’nun her yerine çoğu şey burdan gidiyor. Gezilecek yerleri, otobüs ağları, raylı sistemleri tüm Anadolu şehirlerinden kat be kat ileride. Sadece tarihi yerleri gezip görmek için rahat bir-iki ay gerekli diye düşünüyorum. Tüm sektörlerde çalışma fırsatı yine bu şehirde. Gravürlerde bile İstanbul manzaraları nakşedilmiş, mesela bir Amasya yok.

            Ancak buranın da bıktırdığı alanlar yok değil. Trafik en büyük sorun. İşten yorgun argın çıkıp eve varmanız iyi ihtimalle bir saat sürüyor. Ayrıca aşırı derecede kalabalık. Yaya kaldırımında bile insan trafiği olabiliyor. Yoğun bir mülteci akını burada yine. Güvenlik sorunu had safhada, ıssız bir sokakta yürürken birinin sizi kesip kenara atması işten bile değil. İmar planları oldukça düzensiz, çarpık kentleşme oldukça fazla. Bunun gibi bir çok problem var.

            Ancak yine de cennet de burası cehennem de burası. Sabah vakti vapurun kıçında temiz hava, martıların sesi… Akşam vakti sıkış tepiş metrobüsün içinde eve dönmeye çalışmak… Tarihi yarımadada gezerken bir sürü uygarlığın buraya ayak bastığını bilmek onlara şahit olmak… arka sokaklarda serserilerin birinin parasını zorla gasp etmesi… Liste oldukça uzun tabi ki.

Babam 1974’de köyden çıkıp İstanbul’a yerleşmiş. Artık burayı bilmiş sadece. Eğer köyde kalsaydım cahillikten kırılır, mal davasına birbirimizi boğardık der sürekli. Bilgi burada görgü burada gerçekten de. Köyde sadece dedikodu ve kavga var. Bu şehirde, şehre karşı mücadeleden ve güzelliklerinden bazen buna fırsat kalmayabiliyor. İstanbul sevmeden yaşanmaz, ancak nefret etmeden de anlatılmaz.

14 Temmuz 2025 Pazartesi

Bir Millet Meselemiz Var

 


Sokağa çıktığınızda eğer kenar mahallelerden birinde yaşıyorsanız Suriyelisi, Afgan'ı, Pakistanlısı, Rus'u, Özbek'i sayısız milletten insanla karşılaşırsınız. Türkiye'nin demografik yapısı son on yılda inanılmaz değişikliğe uğradı. Bununla beraber gelen sorunlar da baş gösterdi. Alt yapı sorunları, eğitim, sağlık vs. gibi zaten yetersiz olan hizmetlerimiz daha da yetersiz gelmeye başladı. İlerleyen yıllarda daha da çok sorun çıkacağına garanti verebilirim. Sadece hizmet sorunu da değil elbette çok fazla da kültürel sorun ortaya çıkmış durumda. Türk halkı yoğun bir ırkçılık yapmaya bu milletlerden nefret etmeye başladı. Elbette bu milletlerin Türk Halkına entegrasyonundan kaynaklı bu durum. Son dönemlerde insanlar bu durumdan bıkmış durumda ki milliyetçi partilere oy vermeye o partiler yükselişe geçmeye başladı. Ancak bir sorun var...

Türkiye'ye Türkçülük Enver Paşa, Ziya Gökalp gibi isimlerle kamuoyuna sunulmuştur. Sebebi ise Fransız İhtilali'nden sonra artan milliyetçilik akımı ile o dönem Osmanlı'da Osmanlıcılık ve ümmetçilik kâr etmemeye başlamıştır. Osmanlı kendini kurtarmaya topraklarını artık kaybetmemeye çalışmaktadır. Atatürk de bu isimlerden etkilenmiştir. Atatürk'ün doğduğu Selanik' de artan Rumların bağımsızlık hareketlerini görerek büyümüştür. İmparatorluk parçalanma aşamasındadır. Bu minvalde üniter bir devlet kuruluyor ve anayasada seksen sekizinci maddesinde “Türk ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur.” maddesi Türklükten ne anladığımızı gösterir niteliktedir. Atatürk'ün ne mutlu Türküm diyene sözü de yine bu minvaldedir. Yani kendini Türk vatandaşı hissediyorsan bizim halkımızdansındır, denilmektedir.

Ancak öyle bir dönem geliyor ki I. Dünya Savaşı'nın intikamını almak isteyen devletler içlerinden yoğun ırkçı hatta kafatasçı liderler çıkarıyorlar. Mussolini ve Hitler boy, saç rengi, göz rengine bakarak ırk tespitleri yapmaya başlamıştır. Bu dönemlerde de Türkiye'de çalışma yapan Arif Nihal Atsız ve Zeki Velidi Togan gibi isimler Türkçülüğü aynen Batı'da gördükleri milliyetçilikle harmanlamış abuk bir görüş çıkmıştır ortaya. İnsanların bıyık boyu, kafasının arkasında ki çıkıntılar araştırılmıştır.

Sonuç olarak Enver Paşa'nın Ziya Gökalp'in savundukları Türkçülük ve Turancılık yine bir nebze bu toprakların ürünüdür. Günümüz Türkçülük fikirleri ise ikinci dönem Türkçülerin ürettiği kafalardır.

Şöyle bir gerçek kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Dünyada da şu an kesinlikle eskiye dönüş hakim yeniden sanki Hitlerler gelmiş gibi siyasetçiler konuşmalar yapıyor. Bu elbette artan mülteci sorunu ile alakalı bir durum.

Bir Şemsiye Nasıl Mübarek Olur?

 Yeşilçam filmlerini izlemeye bayılırım. Sık sık seyrederim. Tekrar tekrar izlediğim film sayısı sınırsızdır belki de. Kibar Feyzo, Davaro, ...