✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2026 Pazar

Sadece Yazmak...

 


Normalde buraya her hafta yazı yazardım. Son iki aydır ne fırsat bulabildim ne de aklıma yazacak bir konu geldi. Gerçi eskiden de öyle konu bulup yazmazdım. Hep kullandığım bir tabir vardır ya; "Sadece yazmak..." İşte bugün yine onu yapmak istiyorum.

İnsan değişiyor. Düşünceleri değişiyor, alışkanlıkları değişiyor. Burayı açtığım zaman "Herhalde ömrümün sonuna kadar yazarım." diyordum. Ama son zamanlarda sanki yavaş yavaş uzaklaşıyorum buradan. Hobi olarak başlamıştım. Belki de hobimden vazgeçiyorum. Oysa bana çok iyi gelen bir hobi bu. İnsan bir şeyler üretince gerçekten kendini daha iyi hissediyor.

Çok sıcak bir pazar günü. Ter içindeyim. Bilgisayar da hiç yardımcı olmuyor; bütün gücüyle fanını çalıştırıp odayı daha da ısıtıyor.

Odamın kapısı uzun zamandır kapalıdır. Kapı açık uyuyamam. Belki de bunun sebebi odamda sigara içmemdir. Yazılarımda da ne kadar çok sigaradan bahsediyorum. Dışarıdan biri okusa sigara şirketleri sponsor olmuş sanacak. Tam bunları yazarken hava temizleyicim çalışmaya başladı. Sanırım bana sessizce, "Yine mi sigara?" diye söyleniyor.

Son zamanlarda fark ettiğim bir şey var.

Hayatta bazı şeyleri bu kadar kafaya takmamak gerekiyormuş. Para, borç, sahip olduğumuz eşyalar... Bunların hepsi gelip geçiyor.

Ben mesela eşyalarıma fazlasıyla bağlıydım. Özellikle kitaplarıma.

Kitaplığımdaki hiçbir kitabı kimseye vermezdim. Birisi ödünç istediğinde içim rahat etmezdi. Geri gelmeyince de günlerce canımı sıkardım.

Geçenlerde kitaplığımdaki, benim için çok değerli olan bir kitabı kız arkadaşıma verdim.

Ve hiçbir şey olmadı.

Ne uykum kaçtı ne de pişman oldum.

O an anladım ki aslında kitaplara değil, onlara yüklediğim anlamlara bağımlıymışım.

Benim bağımlılığım kitap olabilir. Bir başkasının parası olabilir. Başka birinin yıllardır sakladığı eski bir bardak...

İnsan, farkında olmadan eşyalara bağlanıyor.

Çocukluğunuzu hatırlayın.

Annelerimizin salonlarında süslü büfeler olurdu. İçlerinde çeyizlik tabaklar, bardaklar... Haftada bir tozları alınır ama kimse onları kullanmazdı. Hep vitrinin içinde beklerlerdi.

Bazen düşünüyorum da...

Belki kendi aralarında konuşuyorlardı.

"Yıllardır buradayız. Bir sofraya bile çıkmadık. Evin diğer odalarını bile göremedik."

Kulağa komik geliyor ama aslında insanlar da bazen eşyalarına bunu yapıyor.

Para için de aynı şey geçerli.

Çocukken Sünger Bob izlerdim. Orada Bay Yengeç diye aşırı cimri bir karakter vardı. Bir bölümde rüyasında paraları ona "Bizi harca!" diye bağırıyordu. O sahne o zaman komik gelmişti.

Şimdi düşününce farklı geliyor.

Para da kullanılmadıkça sadece bekleyen bir araç.

Aslında bunları anlatmamın tek bir sebebi var.

İnsan hiçbir şeye bağımlı olmamalı.

Ne paraya...

Ne mala...

Ne de sahip olduklarına...

Çünkü bazen sahip olduğumuzu sandığımız şeyler, fark etmeden bize sahip olmaya başlıyor.

4 Eylül 2025 Perşembe

Başlangıç ve Bitiş Aynı Telefon Ucunda

 


            Bir telefon ile gelen iş yine bir telefon ile yine sona erdi. Ne kadar çabuk oldu değil mi? İşe giriş sürecimi anlatmıştım daha bir hafta oldu ve iş bakın gene işsizim. Mesaim evde devam ediyordu bitmesine bir saatten fazla vardı. Bitsin diye beklerken bitti gerçekten de bir telefon geldi “Emirhan Bey ben kalite sorumlusu bla bla işte performansınız düşük falan” bilindik şeyler işte. Eşyalarımı yarın teslim edeceğim.

            Bir haftada nasıl performansıma karar verdiler anlamış değilim. Tabi tecrübeli insanlar çok fazla görmüş geçirmişlerdir elbette. Ancak bir haftada kalemimin kırılması üzücü. Çok hayal kurmuştum. Odamın birkaç eşyasını yenileyecektim. Emektar, artık bataryası kafam kadar şişkin olan telefonumu değiştirecektim, faturalarımı ödeyebilecektim. Tüm hayallerim yine sona erdi.

            Neyi beceremiyorum diye soruyorum kendime sürekli. Gerçi bir önceki yazımda birazz bahsetmiştim. Ancak çabaladığımı da hissediyorum. Asla tembellik etmiyorum, acaba doğru işi mi bulamadım? Benim yapabileceğim iş nedir acaba? Bir sürü soru var aklımda.

            Yavaş yavaş alışıyordum bir haftada biraz düzen oturtturmuştum aslında. Erken kalkıyordum, ilaçlarımı aksatmıyordum, günün yorgunluğuyla erken yatıyordum. Çay bile uykumu kaçırmıyordu.

            Yine bunalıma gireceğim diye korkuyorum aslında. Bu da bir çözüm değil. Keşke elimde bir sihirli değnek olsa hayatımı komple değiştirebilsem. Tabi bu peri masallarında olur ancak. Külkedisi bal kabağını getirir, peri anne dokunur kocaman bir araba olur. Benim kendime ait kabağım dahi yok.

            Yazıyı buraya koymakla koymamak arasında gidip geliyorum aslında. Ancak yine de koydum. Burası herkese açık bir günlüğüm. İstemiyor muydun Emirhan, herkes hissettiklerini bilse keşke diye. Kim okuyor bilmiyorum sadece yazıyorum.

18 Ağustos 2025 Pazartesi

Darmadağın Bir Veda

 


Birkaç gün önce hayatımda büyük bir değişim oldu hala onun etkisindeyim. Atlatmaya çalışıyorum. Depresyona girmemek için beynimi meşgul ediyorum. O değişime buradan selamlarımı iletiyorum. Hepsini çok seviyorum beni artık sevmeseler de onlara saygı duyuyorum. Hala kalbimde büyük bir yer tutuyorlar.

Ne yapacağımı bilmiyorum ne zamandır yazı yazmıyorum. Çok bunaldım artık dedim yazacağım, açtım bilgisayarı. Hiç düşünmeden yazmak bu dünyada becerebildiğim tek şey. Başka yeteneğim yok. Hoş yazdıklarım bir boka benziyor mu onu bilemem ama yine de kelimeler akabiliyor bende. Yıllar önce polisiye bir dizi izliyordum “Monk” isminde. Orada olaylardan birinde eski zamanlardan birinde altın hırsızlığı olmuş, hırsızlığı yapan şahıs altınları saklamak adına tüm altınları eritip mürekkep yapmış ve bununla günlük tutmuş. Tabi o kadar altını tüketmek için aklına ne geldiyse yazmış. Hapşırdım, öksürdüm, ayağım kaşındı vb. Bu yazıyı okuyanlar acaba diyor mudur, ne anlatıyor bu diye.

            Lisedeyken yazar olmak çok istiyordum. Sürekli yazılarımı edebiyat hocalarına okuturdum onlar beğenirdi sürekli. Sadece bir hoca bayağı bulmuştu. Hangi hoca haklı bilmiyorum belki de bayağı bulan hocadır. Kendime çok yükleniyor da olabilirim. Zaman mı gösterecek acaba ya da kim gösterecek? Belki de beğenen hocalar hevesim kırılmasın diye söylüyor olabilirler. Bilemiyorum. Haklı olabilirler belki de haksızlar. Kim haklı ki dünya da haklılık nedir?

            Müzik açtım şimdi. Eski Arapça şarkıları dinlemeyi severim. 70’li yıllar arabesk şarkılarına benziyorlar. Tınıları tamamen aynı hatta. Fahd Ballan dinlenmesini tavsiye ederim. Hatta bir ara sosyal medyada popüler olmuştu bir şarkısı. Bu sanatçı Suriyeli 1950’li yıllara damga vurmuş biri. Dağ şarkıları söylermiş kendisi hep. Dediğim gibi beynimi meşgul etmem gerekiyor her an depresyona girebilirim. Bu iş arama hayatımda ki değişiklikler beni oldukça yordu.

            Sanırım nazar ettim kendime kesildi yazı. Nazar da garip bir şey inanan var inanmayan var gerçek diyen var yalan diyen var. Kimi enerji diyor kimi Allah yaptı diyor. Nazar çok eskiden beri olan bir inanış nazar Arapça' da göz-bakış demek. Kem göz ise Farsça’ dan gelme. Roma döneminde Pagan inanışından geldiği düşünülüyor.

            Darmadağın bir yazı oldu gerçekten. Ama buraya yazmazsam cidden olmaz. Adeta bir hamal gibi taşıdığım söz öbeklerini buraya bırakmazsam bel fıtığı olurum. Yazmam gerekiyor illa ki. Buna ister alışkanlık diyelim, ister delilik, ister can sıkıntısı. İlk paragrafta da belirttiğim gibi geçmişle vedalaşmam gerekiyordu kalan anlattıklarımda her zaman ki saçmalıklarım işte.

Tekrar geçmişime saygılarımı iletiyorum. Beni iyi hatırlasınlar.

Bir Şemsiye Nasıl Mübarek Olur?

 Yeşilçam filmlerini izlemeye bayılırım. Sık sık seyrederim. Tekrar tekrar izlediğim film sayısı sınırsızdır belki de. Kibar Feyzo, Davaro, ...