Üniversite zamanlarımda Bursa’yı çok severdim, gerçi hala seviyorum şehri avucumun içi gibi biliyorum. Bunu İstanbul için asla söyleyemem hala görmediğim yerleri var. Bursa’yı o kadar çok severdim ki oraya yerleşmeyi hep çok istemiştim. Nerde gezilir, nerde zenginler oturur, neresi varoşlardır, nerde trafik yoğundur hep bilirim. Çoğu yerine gittim. Yaklaşık olarak sekiz sene kaldım orada. Soranlara İstanbul’dan nefret ediyorum hiç sevmiyorum orayı buraya yerleştim diyordum. İstanbul’a dönünce bir şeyin farkına vardım…
Ben Bursa’yı değil yalnız, kimseye hesap vermeden yaşamayı seviyormuşum. Eve girip çıkmam sorulmuyor istediğim saatte kalkıyorum, yatıyorum. Bunu seviyormuşum. İstanbul’a dönünce bu şehir ayrıymış gerçekten tekrar anladım. Yani insana özgürlüğü şehir mi verir yoksa yaşam tarzı mı? Benim yaşadıklarımı Bursalı, okumaya İstanbul’a gelen biri de yaşayabilirdi.
Netice itibariyle o kadar gelişmiş bir şehir ki İstanbul sevmemek elde değil. Her şey elinin altında Anadolu’nun her yerine çoğu şey burdan gidiyor. Gezilecek yerleri, otobüs ağları, raylı sistemleri tüm Anadolu şehirlerinden kat be kat ileride. Sadece tarihi yerleri gezip görmek için rahat bir-iki ay gerekli diye düşünüyorum. Tüm sektörlerde çalışma fırsatı yine bu şehirde. Gravürlerde bile İstanbul manzaraları nakşedilmiş, mesela bir Amasya yok.
Ancak buranın da bıktırdığı alanlar yok değil. Trafik en büyük sorun. İşten yorgun argın çıkıp eve varmanız iyi ihtimalle bir saat sürüyor. Ayrıca aşırı derecede kalabalık. Yaya kaldırımında bile insan trafiği olabiliyor. Yoğun bir mülteci akını burada yine. Güvenlik sorunu had safhada, ıssız bir sokakta yürürken birinin sizi kesip kenara atması işten bile değil. İmar planları oldukça düzensiz, çarpık kentleşme oldukça fazla. Bunun gibi bir çok problem var.
Ancak yine de cennet de burası cehennem de burası. Sabah vakti vapurun kıçında temiz hava, martıların sesi… Akşam vakti sıkış tepiş metrobüsün içinde eve dönmeye çalışmak… Tarihi yarımadada gezerken bir sürü uygarlığın buraya ayak bastığını bilmek onlara şahit olmak… arka sokaklarda serserilerin birinin parasını zorla gasp etmesi… Liste oldukça uzun tabi ki.
Babam 1974’de köyden çıkıp İstanbul’a yerleşmiş. Artık burayı bilmiş sadece. Eğer köyde kalsaydım cahillikten kırılır, mal davasına birbirimizi boğardık der sürekli. Bilgi burada görgü burada gerçekten de. Köyde sadece dedikodu ve kavga var. Bu şehirde, şehre karşı mücadeleden ve güzelliklerinden bazen buna fırsat kalmayabiliyor. İstanbul sevmeden yaşanmaz, ancak nefret etmeden de anlatılmaz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder