✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram
mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2025 Cumartesi

İzahsız Bir Mizah Çağının İçindeyiz

 


Çiftetelli dinlemeyi çok severim. Her yöreye ait çiftetellileri özellikle açar dinlerim. Şimdilerde onlara “oyun havası” diyorlar ama olsun; oyun havası deyince biraz daha geniş bir kapsama giriyor. Mesela kaynanasını çatlatmaya çalışan Roman havaları da bu kategoriye girdi. Ciddiyim, onlara asla tahammül edemiyorum.

Günümüzde herkes bir “düşman çatlatma” peşinde. Sosyal medya kullanımıyla alakalı olacak ki, tüm dünya bu kişiye düşmanmış gibi… Tüm dünya kötü, bu arkadaşımız ise sütten çıkmış ak kaşık. Düğünlerde, kınalarda giderli sözlere sahip şarkılarla nispet yapılıyor. İnsanlar kendilerini çok önemli sanıyor. Alt tarafı basit bir düğün… Seni kim çekemeyecek?

Kapitalist bireyselcilik ve psikolojide bireyin önemi derken herkes beynine şu cümleyi yazdı: “Ben önemliyim.” Tamam kardeşim, sen önemlisin; doğru. Ama aşırı bir önemin yok. Dandik bir hayatın var. Yediğin ekmeğin içinde gerçek buğdaya dair hiçbir şey yok. Yediğin domates domates değil. Sen misin önemli? Sosyal medyada içtiğin kahveyi paylaşıyorsun; o kahveyi görmemizin bize ne faydası var? Elimize geçen hiçbir şey yok.

Evde oturuyorsun, Twitter’a “evdeyim” yazıyorsun. Bir de sürekli şaka yapılıyor. Her boka şaka yapan bir millet olduk. Herkes Cem Yılmaz anasını satayım. Siyasi şakalar desen gırla… Onlara yapılan en yaygın yorum: “İzahı olmayan şeylerin mizahı olur.” Ama beni en çok sinirlendiren “Silivri soğuktur.” İnsanlar şaka yaparak birçok şeyi normalleştirdiler.

Oysa siyasi şaka eskiden mizah dergilerinin yaptığı ciddi bir işti. En eskileri Akbaba dergisidir; Türkiye karikatür tarihine büyük katkıları vardır. Sonraları Gırgır, Fırt, Leman, Penguen, Uykusuz gibi dergiler devam etti. Bu dergiler siyasi mizahı ciddiyetle yapardı. İktidarı itin götüne sokup çıkarırlardı ve ciddiye alınırdı.

Sonra öyle bir dönem yaşandı ki Türkiye’de siyasi mizah tamamen boyut değiştirdi: Gezi Parkı Direnişi. Duvarlara yazılan sloganlar her gün sosyal medyaya düşüyordu. Siyasi mizah o dönemde şekil değiştirmeye başladı. Sonraları malum, mizah Twitter’a düşünce iyice ele ayağa düştü. Dediğim gibi, her şeyin şakası yapılmaya başlandı ve böylelikle iktidarın yaptığı birçok şey normalleştirildi. Bir olay oluyor, onun şakası yapılıyor, tükeniyor, geçiyor.

Sosyal medya ile birçok alışkanlığımız değişti; yenileri eklendi, kimisi tamamen hayatımızdan çıktı. Elbette bunlar sadece iki örnek. Sayısız örnek var. Hani “dünyada bazı olaylar çağ açıp çağ kapatır” diyoruz ya… Aslında 20. ve 21. yüzyılda öyle olaylar yaşandı ki hiç fark etmeden yeni çağlara geçtik bile. Bence bunlardan biri büyük ihtimalle sosyal medyanın icadı.

 

6 Eylül 2025 Cumartesi

Sessiz Bilge

 


            Ben evin salonunda, kitaplığın en üst rafında duran bir ansiklopediyim. İsmim de çok havalıdır: Rehber ansiklopedisi. Hem de tamı tamına 10 cilt! 80’lerde basıldım ancak o dönemde kuşe kağıda basılan nadir ansiklopedilerdenim. Ciltlerim o döneme göre parıl parıl parlıyordu. İlk yıllarımda okul çağındaki çocuklar, evin büyükleri bana başvururdu. Çocuklar dönem ödevlerini benimle beraber yapardı. Son on beş senedir hiç hiç el sürülmedim ama. O biraz beni yıpratmıyor değil, işe yaramadığımı hissediyorum bazen.

            Ara sıra Mehmet’i elinde telefonla görüyorum. Bayağı elde gezilebilen kablosuz bir telefon bu! Alexander Graham Bell 1876’da telefonu icat ettiğinden beri telefonlar kablolu. Nasıl böyle bir şey olabiliyor hayret ediyorum. Tabi Graham Bell sesi kablodan nasıl götürdü o da ayrı bir muamma tabi. İnternet diye bir şeyden bahsediyorlar her şeyi ona soruyorlar herhalde benden daha kalın bir ansiklopedi olabilir. Böyle elli cilt falan olması lazım. Kıskanmıyor değilim gerçi nerde saklıyorlar onu yer bulamazlar ki.

            Dönem ödevlerinin kahramanı bendim dediğim gibi. Başka kaynaklar olsun diye çocuklar başka ansiklopediler de koyardı masaya sonra onların arasında kaybolur kafasını gömerdi. Bir bana bir başka kitaba baka baka yapardı. İnce başlıklı pilot kalemle yazarlardı bir de tabi. Çizgisiz kağıdın altına kılavuz olsun diye koydukları çizgili kağıt da cabası.

            Halbuki o kadar çok bilgiye sahibim ki. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Jimmy Carter, Georgia da doğmuştur. Hala dünya siyasetine yön veriyor. Onun baş düşmanı Sovyetler Birliği yani SSCB Yuri Gagarin’i uzaya göndermiş. Sovyetler çok büyük bir devlet gerçekten insanlık durdukça bu devlet gücü sağlam duracağına eminim. İnsanları uzaya gönderebilen kaç devlet var ki sanki biri SSCB biri ABD ikisi de süper güç devlet.

            Dünya o kadar kalabalık ki tamı tamına 4 milyar nüfusu var hayret verici bir şey. Zira 4 milyar insan bu dünyaya nasıl sığıyor aklım almıyor. Bu kadar insan nasıl besleniyor nasıl kaynaklar eksilmiyor bilmiyorum. İnsanlık herhalde daha fazla kalabalığı kaldırmaz. Bu son radde olmalı bence. Hele hele büyük metropol İstanbul’un nüfusu 4 milyonu geçti bu kadar trafik varken bu nüfus çok boğucu olmalı.

            Geçenlerde ev sakinleri konuşurlarken “Google’ ye sor” dedi biri. O kim acaba? Yeni taşınan komşu olabilir. Çok bilgili ki bana gelme ihtiyacı duymadılar. Halbuki o bilgi bende vardı. Soru “Kaç cumhurbaşkanımız oldu” idi. Elbette Kenan Evren ile birlikte yedi cumhurbaşkanımız var. Çok basit bir soruydu. Neden Google’ ye sorma ihtiyacı duydular ki?

            Bunca bilgim var bana bakmıyorlar artık bu çok üzüyor gerçekten. Ne yapabilirim onu da bilmiyorum. bağırsam, seslensem desem gelin burada çok bilgim var. Bırakın komşu Google’ yi bırakın. Açın kuşe kağıtlı parlak sayfalarımı gözünüz şenlensin biraz.

Bir Şemsiye Nasıl Mübarek Olur?

 Yeşilçam filmlerini izlemeye bayılırım. Sık sık seyrederim. Tekrar tekrar izlediğim film sayısı sınırsızdır belki de. Kibar Feyzo, Davaro, ...