✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram
zihin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zihin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2026 Salı

Gerçekten Bilmek İster Miydin?




Herkese en az bir kere şu soru sorulmuştur:
“Özel bir gücün olsa ne olmasını isterdin?”

Kimisi uçmak ister, kimisi eşyaları uzaktan kontrol etmeyi, kimisi de sınırsız güç…
Aslında klişe bir sorudur bu.

Düşünsenize, uçabildiğinizi. İstediğiniz yere, istediğiniz vakitte gidiyorsunuz. Ne trafik var, ne “arabanın muayenesi var gidemem” derdi, ne benzin masrafı… Harika olmaz mıydı?

Ya da eşyaları kontrol edebilmek… Üşengeç bir toplumuz vesselam. Dışarıda yağmur yağıyor, cipsinizi kolanızı almışsınız, battaniyeyi üzerine çekmişsiniz. Tam keyif yapacaksınız… bir bakıyorsunuz kumanda sehpanın üzerinde kalmış.
“Hay Allah!”
Küfür kıyamet doğrulup alırsınız değil mi?

Gelelim benim ne isteyeceğime.

Ben insanların zihinlerini okumak isterdim. Hayatım boyunca en çok merak ettiğim şeydir: Benim hakkımda ne düşünülüyor?

Kapalı kapılar ardında “Emirhan da şöyle biri…” diye illa ki konuşuluyordur. Önemli ya da önemsiz fark etmez. Arkadaşlarım, müdürüm, patronum, kasiyer kız, yoldan geçen amca… Herkesin zihninde nasıl bir insanım, bunu bilmek isterdim.

Aslında bu biraz hastalıklı bir düşünce de olabilir.

Çünkü insanların ne düşündüğü ne olursa olsun, sen kendi hayatını yaşıyorsunuz. Onların düşüncelerine uymayabilirsiniz de. Günün sonunda yine yatağa giriyorsunuz, başını yastığa koyuyorsunuz… ve yalnızsınız. Düşüncelerinizle baş başasınız.

Odanın kapısını kapattığınızda yine yalnızsınız.

Kendinize bile söylemeye utandığınız, kimsenin bilmediği düşünceleriniz olabilir. Ayıp da, günah da, doğru da, yanlış da… Hepsi sizin zihninizin içinde.

Diyelim ki dünya iyisi bir insansınız. Herkese iyilik yapıyorsunuz, Polyanna’dan hallicesiniz…
Ama o yalnız kaldığınız anlarda, zihninizde tilkiler dolaşmıyor mu?

“Ben hiç kötü düşünmem” diyen varsa, biraz afakî konuşuyordur. Genelleme yapıyorum ama insan zihni bu… karanlık tarafı da var.

“Herkesin tenceresi kapalı kaynar” sözü boşuna söylenmemiş.
Kimin derdi var, kimin neye canı sıkılmış, kim ne düşünüyor… bilemeyiz.

Bir de bildiğimizi varsayalım… Muhtemelen ortalık karışırdı.

Yüce yaratıcı herkesin içini biliyor. Buna rağmen dünyaya doğrudan müdahale etmiyor; daha çok düzenin akışına bırakıyor. Çünkü dengeyi kuran da o.

Peki biz?

Sınırlı iradeye sahip insanlar olarak herkesin zihnini okuyabilseydik… ne olurdu?

30 Ocak 2026 Cuma

Beynimle Aramdaki Sessiz Savaş

    


    Çocukluğumdan beri ortamda biri gerginse ben de gerilirim. Ne yapacağımı bilemem. Odağı başka bir yere çekmeye çalışırım ama nafile; onu da beceremem. Oldum olası insan ilişkilerinde başarılı değilimdir. Genelde duygularımı saklarım. Sonra da kendi kendimi yerim.

    Trafikte ilerlerken biri hatalı bir hareket yapar, yanıma gelir, camı açar ve suçu bana atar. Ben özür dilerim; yeter ki gerginlik olmasın. Çoğunlukla tartıştığımı ve hakkımı aradığımı hatırlamam. Hiçbir tartışmadan haklı çıktığımı da hatırlamıyorum.

    Tartışmalardan hep korkmuşumdur. Ortam gerilmesin diye kırk takla atarım. Dediğim gibi, odağı değiştirmeye çalışırım. Bağıran insanlardan oldukça korkuyorum. İlginçtir, ben de bazen bağırarak konuşuyorum. Keşke özgüvenim biraz daha olsaydı. Keşke insanlara bir şey söylerken kırk kere düşünmeye ihtiyaç duymasaydım ya da söylediysem onu rahatlıkla savunabilseydim.

    Söylediğim şey karşımdakini rahatsız ettiyse bazen çark edebiliyorum. İlginç bir özellik gerçekten. Yeter ki kimse kırılmasın. İnsanları kırmaktan, isteklerini geri çevirmekten de korkuyorum. Sanki tüm dünyanın bana ihtiyacı varmış gibi hissediyorum bazen. Elbette böyle bir şey yok. Bunların hepsi beynimin bana oynadığı oyunlardan ibaret.

    Beyin çok garip bir organ. İki avucumuzun içine sığabilen bu kıvrımlı varlık, tüm vücuda ve ruha hükmediyor. O ne isterse o oluyor.
“Şimdi korkacaksın, üzüleceksin, buna inanacaksın,” diyor ve ilginçtir, yapıyorsun. Sorgusuz, sualsiz… Ortada sebep yokken hüzünlendiriyor, depresyona sokuyor. Sonra yine onun sayesinde o depresyondan çıkıyorsun.
    Beyin bizimle oyun oynayabiliyor. Ama aynı beyinle bu hissiyatı kırabiliyorsun. Çok garip değil mi? Seni yanlışa da sokuyor, o yanlıştan yine aynı organla kurtuluyorsun.
    Beyin hasta olunca vücut tümüyle hastalık çıkarıyor. Vücudun ne kadar sağlıklı olursa olsun Alzheimer olunca beyin küçülüyor ve yatağa bağımlı kalıyor insan. 

    İnsanlara düşünceler hükmediyor. O düşünceler bizi boğuyor, neşelendiriyor, hüzünlendiriyor. Açmaza da sokuyor, ferahlatıyor da.
Her şey ama her şey insanın elinde aslında. Beynimizi ele alabiliriz. Bu döngüden kurtulabiliriz.

Bir Şemsiye Nasıl Mübarek Olur?

 Yeşilçam filmlerini izlemeye bayılırım. Sık sık seyrederim. Tekrar tekrar izlediğim film sayısı sınırsızdır belki de. Kibar Feyzo, Davaro, ...