Yıllardır teravih namazına gitmemiştim. Kuzenim sağ olsun, “Hadi gidelim bir akşam” dedi. Hangi camii olsun derken aklımıza Çamlıca Camii geldi. Buraya kadar her şey iyi hoş. Camiye gittik ve teravihimizi kıldık. Ancak sorun burada baş gösteriyor. Naçizane, dilim döndüğünce anlatacağım.
Elbette ben de Müslüman bir insan olarak camii yapılmasına asla karşı değilim. Ancak bu camiinin yapılması, aynı Peygamber dönemindeki Dırar Mescidi gibi, Müslümanlara fitne sokmak adına yapılmış bir camidir. Dırar Mescidi’ni anlatayım. “Dırar”, TDV İslam Ansiklopedisi’nde “zarar vermek, muhalefet etmek” anlamına gelir. Kur’an-ı Kerim’de “mesciden dıraren” şeklinde geçmektedir. O dönemde münafıklar, Mescid-i Nebevi’nin dolup taşmasından, Müslümanlığın Medine’de büyüyüp yükselmesinden rahatsız olmaktadırlar. Bunun üzerine Dırar Mescidi’ni Kuba’da inşa etmişlerdir.
Çamlıca Camii özeline dönecek olursak, aynı Dırar Mescidi gibi bu cami de Müslümanlara nifak sokmak adına yapılmış bir camidir. Zira cami, Çamlıca’nın ta tepesine, kimsenin özellikle oraya gitmedikçe gelip namaz kılmayacağı bir konuma, otoban kenarına yapılmıştır. AKP’nin tamamen bir güç gösterisi olan ve devletin imkânlarını kullanarak yaptığı bir camidir. Zira dediğim gibi tepeye yapılmış, kocaman, altmış bin kişilik; içi dolmayan bir cami… İçine girdiğinizde yapaylığı siz de hissedeceğinizden emin olabilirsiniz. Ben girdiğimde caminin çeyreği bile dolmamıştı; safların araları yer yer boştu. Namaz aralarında herkesin elinde telefonlar, hikâye paylaşımları; imam ve müezzinin teganniyle okuduğu ayetler… Huşûnun bu camiye gelmediğinin göstergesidir.
Caminin etrafı tamamen yapay bir Osmanlı mimarisi özentisiyle yapılmıştır. Selâtin (sultan camileri) gibi kocaman bir avluya sahiptir; ancak o avlu o kadar boştur ki selâtin camileri gibi hissettirmez kesinlikle. AKP, minarelerin gölgesinde kapitalizm pompalamaktadır.
Bir kere, AKP’nin ve AKP’lilerin sürekli söylediği “Osmanlı torunuyuz” ifadesine aykırı olarak, Osmanlı’dan hatta Selçuklu’dan beri hiçbir cami ve mescit — kendi mahalle camiinizi de düşünün — devlet eliyle yapılmamıştır. Vakıflar, birkaç insanın bir araya gelerek yaptırdığı hayırseverler tarafından; hatta örnek aldığı Osmanlı padişahları bile devlet eliyle değil, kendi ceplerinden yaptırmışlardır o büyük camileri.
Kısa bir anekdot: Sultan Ahmet, Ayasofya’nın karşısına kocaman, altı minareli bir cami yaptırmak istediğinde dönemin şeyhülislamı “Efendim, önce Ayasofya’yı doldurun” demiştir. Tabii malum, ne Sultanahmet Camii ne de Ayasofya dolmamaktadır.


