✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram

2 Haziran 2026 Salı

Notalara Saklanmış Hikâyeler




 İyi şarkı dinlemeye bayılırım. Şarkı dinlemek benim için yemek yemek, su içmek gibidir. Şarkı dinlerken sözleri anlamaya çalışır, notaları tek tek dinlerim. Eğer bir şarkı hikâye anlatıyorsa, yani başından sonuna kadar bir olay örgüsü taşıyorsa, o şarkıya gerçekten bayılırım.

Şiirle olay anlatmak zordur. Mehmet Akif Ersoy, Safahat'ta bunu birçok kez başarmış bir şairimizdir. Şimdi dönüp baktığımızda kaç tane Mehmet Akif'imiz var bilmiyorum ama bazı şarkılar da bunu başarabiliyor. Bir çiftin başından geçenleri, yaşadıkları aşkı ve acıyı birkaç dakika içinde anlatabiliyorlar. Bildiğim birkaç şarkıyı dilimin döndüğünce anlatmak, o âşıkların hayatlarına ben de yazımla dokunmak istiyorum.

Önce Siirt'e gidelim. Malabadi Köprüsü'nün başına...

Karşı aşiretin kızı Fatma'ya âşık olan gencimiz, sevdiğiyle gizli gizli Malabadi Köprüsü'nde buluşup hasret gideriyordu. Sürekli bu köprüde vakit geçiren gençler, bir gün Fatma'nın babasına yakalandılar. Aşiret reisi olan baba bu aşka izin vermedi. Köprüye pusu kuruldu ve şarkıda geçtiği gibi "tabancalar patladı, sevgililer susmuştu."

Bu şarkıyı Selçuk Alagöz'den dinlerken bazen kendimi Malabadi Köprüsü'nün üzerinde hayal ederim. İki âşığın birbirlerine son kez bakışlarını düşünürüm. Elbette bu, yarım kalan ilk aşk değildi.

Şimdi yolumuz Karadeniz'e düşsün.

Suna Gelin ve Cemali iki sevgilidir. Suna Gelin, Cemali'ye kırmızı bir atkı örmüştür. Cemali denize her açıldığında o atkıyı takar. Suna Gelin ise her seferinde onu özler, içini bir sıkıntı kaplar. Akşam olduğunda koşa koşa kıyıya gelir ve uzaktan Cemali'yi o al atkısından tanır.

Bir gün yine aynı heyecanla kıyıya gelir. Fakat bu kez Cemali dönmez.

Haramiler'in söylediği bu şarkıyı dinlerken kendimi tutamam, çoğu zaman eşlik ederim. Benim için yeri hep ayrıdır.

Şimdi de güneye inelim.

Kozan yaylasından yola çıkan gencimiz Binboğanın Kızı'nı aramaktadır. Onu uzaktan bir kez görür ve ardından genç kız birden gözden kaybolur. Hayal mi gördü, gerçek miydi derken peşine düşer. Dağları, yolları aşar; kurda kuşa sorar. Herkes ona aynı cevabı verir:

"Binboğanın kızı o, vazgeç."

Ama âşık vazgeçmez. Barış Manço burada:

"Artık mahşer gününde bulurum seni." demiştir.

Aşk evrenseldir. Sınırlarımız içinde nice aşk yaşandığı gibi, elin Amerikalısı da elbette âşık olacaktır.

Bu yüzden Amerika'ya uzanıp Hotel California'daki aşkı da dinlemek gerekir. Hepimizin bildiği bu ünlü şarkıda bir adamın yolu Hotel California'ya düşer. Orada birine âşık olur. Birbirlerine bunun geçici bir heves mi yoksa gerçek bir aşk mı olduğunu anlamak için söz verirler:

Eğer gelecek yıl yolları yine aynı yerde kesişirse birlikte olacaklardır.

Fakat kader başka türlü yazılmıştır. Çiftimizden biri otele erken gelir ve o gece otel yanar.

Elbette ben bu hikâyeleri düz yazıyla anlattığım için şarkıların verdiği etkiyi tam olarak veremem. Hepsini açıp dinlemek bambaşka bir zevktir. Ben sadece bende bıraktıkları izi anlatmaya çalıştım.

Yarım kalan aşklar ne kadar acı...

İnsana kafiyeli sözler eşliğinde ağıt yaktırıyor. Gerçekten çok garip bir şey aşk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Notalara Saklanmış Hikâyeler

 İyi şarkı dinlemeye bayılırım. Şarkı dinlemek benim için yemek yemek, su içmek gibidir. Şarkı dinlerken sözleri anlamaya çalışır, notaları ...