Son birkaç haftadır o kadar çok rutine bağladım ki hayatımı: işe git, eve gel, yemek ye, yat… Sabah uyan, işe git… Aynı döngü. Aslında aylardır bu döngüyü istiyordum. Hep bunun hayalini kurmuştum. Her zaman da söylerdim: “Rutin iyidir arkadaş, insanı hayata bağlar.” Bilmem ki o laftan da mı sıkıldım.
Hâlâ rutinimi seviyorum aslında. İnsanın belli bir döngüye girmesi bence iyi bir şey. Seni gereksiz düşüncelerden ve hareketlerden koruyor. Farz-ı misal altı ay önce böyle bir rutine sahip değildim ve odamda duvarlarla konuşur olmuştum. Zaten burayı açma fikri de o zaman filizlenmişti. Sağımdaki duvara dönüp “ne bakıyorsun” deyip solumdaki duvara sağımdaki duvarı şikâyet ediyordum. Etrafımdaki insanlarla sadece iş bulmayı konuşuyordum. O zamanlarda günlük rutinim bu hâle gelmişti.
Şimdilerde aşırı sıradanım. Dediğim gibi bu beni memnun ediyor. Rutinim dışında gelişen bir harcama, bir hareket, bir olay beni rahatsız etmeye başladı. Hoş, rutin de rahatsız etmeye başladı. Zira yazılarımda geniş aralıklar çıkmaya başladı. Gerçi bunun birkaç sebebi olabilir. Başlarda bir hevesle yazdığım yoğun yazılar artık çıkmaz oldu. Yazacak şey de mi kalmadı?
Tolstoy’un İnsan Ne İle Yaşar kitabına karşılık ben de “İnsan Ne İçin Yaşar?” demek istiyorum aslında. Kitabın içeriğiyle alakası yok yazdıklarımın, sadece isim benzetmesi yaptım. Günümüzde insanlar —aslında biraz kendim için konuşuyorum— para, emek ve yaşama içgüdüsü üçgeninde yaşıyor. Bildiklerimizi tekrar etmeyeceğim. Hayatta kalmaya oynuyoruz yani.
Sabah güneşin doğumuna şahit olup akşam batmasına şahit olmak kadar büyük bir nimet yok aslında. Yaşıyoruz yani, nefes alıyoruz. Hayata bir şekilde tutunuyoruz. Ama sürünüyoruz, ama yerlerdeyiz… İyi bir hayat sürmüyoruz. “Şükür edin” demeyeceğim asla. Şükür bile lüks oldu.
Aylardır aradığım rutinime kavuşmuş olarak, rutinimden sıkıldığımı itiraf etmek istiyorum. Elbette sıkılmak da hakkım. Ancak bu rutine sahip olmadığımda yaşadığım buhran çok acıydı. Bunun için rutinime sımsıkı sarılıyorum. Bu rutin beni hayatta tutan.
Ay sonu kredi kartımın borcunu ödeyebilme gücü beni hayatta tutan.
Garip gelecektir aslında. Mantıksız konuştuğumu düşünebilirsiniz. Ancak en azından borç bir amaç veriyor insana. Bunu demek istiyorum.
Hayata dair yeni amaçlar, büyük hedefler, değişik zevkler değil derdim. Eskiden yazdığım bir yazıya itafen; kariyer değil, sigara parama çalışmak… Arkadaşlarıma kahve ısmarlamak beni mutlu ediyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder