✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram
Film İncelemesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film İncelemesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2026 Pazar

Bir Şemsiye Nasıl Mübarek Olur?




 Yeşilçam filmlerini izlemeye bayılırım. Sık sık seyrederim. Tekrar tekrar izlediğim film sayısı sınırsızdır belki de. Kibar Feyzo, Davaro, Şekerpare, Baba Bizi Eversene, Erkek Güzeli Sefil Bilo, Hababam Sınıfı… Liste çok uzar da gider. Yine işten gelmiş, evde çay içerken televizyonda açık olan bir filme rastgeldik. Biraz olsun bu filmden bahsetmek istiyorum.

1975 yılında çekilmiş, Tarık Akan ve Necla Nazır’ın başrolünde oynadığı; Hulusi Kentmen, Adile Naşit, Ali Şen, İhsan Yüce ve Talat Gözbak gibi isimlerin olduğu “Delisin” filmi…

Film başlangıçta romantik komedi gibi görünüyor. Basit anlamda anlatırsak Yunus Bey (Nubar Terziyan), mirasını oğlu Ferit’e (Tarık Akan) bırakmak için onu yanına çağırır. Mirası gizlemek için de özel bir şemsiye yaptırır ve sapına tapu, tahvil gibi bilumum metaları saklar. En yakın arkadaşı Mümtaz’a (Hulusi Kentmen) paraların yerini söylemeye çalışırken ömrü vefa etmez ve ölür.

Bunun üzerine Yunus Bey’in kardeşleri Ziya (Ali Şen), Rıza (İhsan Yüce) ve filmde ismi belirtilmeyen Talat Gözbak paraların peşine düşmeye başlarlar. Her yeri didik didik ararlar, en sonunda evi yıkmaya kadar varırlar. Hatta filmimizin baş eşyası şemsiyeyi bile eskiciye satarlar. Ararlar ancak bulamazlar.

Ferit kasabaya gelir. Mümtaz Efendi ile tanışır. Mümtaz Efendi, Ferit’i amcalarıyla uğraşması ve mirası alması için ikna eder. Yunus Bey’in köpeği de ölmüştür, geriye Ferit’in Boncuk ismini verdiği bir yavru kalmıştır. Şemsiye burada kırılma noktasını yaşamaya başlar.

Ferit, Boncuk’u fotoğrafçı dükkânının önüne bırakıp süt almaya gitmiştir. Yağmur başlamıştır ve Boncuk ıslanmaya başlamıştır. Tesadüf eseri oradan geçen eskici köpeği görmüş ve elindeki Yunus Bey’in şemsiyesini köpeğin üzerine bırakmıştır.

Dışarıdan onları seyreden Şaziment (Ayşen Guruda), olayı herkese sanki çok mübarek bir olaymış gibi anlatmaya başlar. Kullandığı cümleler şemsiyenin kaderini tayin etmeye başlamıştır bile:

“Böyle nur yüzlü bir adam gelip köpeğin üzerine bıraktı şemsiyeyi.”

Mümtaz Efendi bir gün ufak bir rahatsızlık geçirir ve enstitüye fotoğraf çekimi için Ferit gider. Yolları Alev (Necla Nazır) ile kesişir. İkili, Yeşilçam klişesi olarak biraz kavga dövüş birbirlerini severler.

Şemsiyenin keramet gösterdiği falan yok elbette. Şaziment ve Didar’ın (Adile Naşit) başının altından çıkmaktadır. Sürekli şemsiye hakkında hurafeler uydurmaktadırlar. Didar ve Şaziment fotoğrafçıya gelip şemsiye ile bir takım hareketler yaparlar. Didar, Şaziment’e “Hadi doğru bankaya” der. Şaziment’in bankacıdan hoşlandığını biliyoruz. Bankacı Şaziment’i görüp “Akşam eve gelip sizi isteyeceğiz” der. Bunun üzerine hurafeler daha da büyür.

Bu sırada Ferit’in amcaları Alev ve Ferit’in arkadaşlıklarını öğrenmiş, Alev’e “O bizim baş düşmanımız, miras için seninle beraber” fitnesini sokmaya çalışmaktadır.

Alev ve Ferit yolda yürürken bayılan bir adam görürler. Şemsiyeyi adamın üzerine gölge olsun diye koyarlar. Boncuk da adamı yalamaktadır. Bunun üzerine adam ayılır ve “Dirildim ben” diye sağa sola anlatmaya başlar.

Ancak işler bununla bitmez.

Alev ile Ferit ayrılmıştır. Alev, fotoğrafçıda kendi fotoğraflarının kaldırılıp yerine Boncuk’un fotoğraflarını görünce sinirlenip vitrine taş atıp indirir. Bunun üzerine Ferit, Alev’i şemsiye ile kovalamaya başlar.

Kasabalı, hurafe uydurarak “Ben gördüm, önce para attı sonra dükkânın etrafında koşmaya başladılar” demeye başlar ve onlar da bunu taklit ederler. Böylelikle mübarek meta haricinde mübarek yer de belirlenmiş olur. Sonra camlara mum dikmeye başlarlar.

Amcaları şemsiyenin kerametini görünce, kasabalı Ferit’e arka çıkmasın diye şemsiyeyi yok etmek istemektedirler. Nikâh günü sigortaları attırıp şemsiyeyi çalacaklardır. Rıza tavana çıkar ve sigortayı söker. Karanlıkta arbede çıkar.

Hurafelerin baş düşmanı olan fotoğraf makinesi de Ferit’in elindedir. Flaş patlatıp ortalığı aydınlatır ve yukarıdaki adamı görür. Tam o sırada şemsiye açılır. İlginçtir, diğer taraftan da Rıza’nın cebindeki yüklü miktarda para cebinden düşer, yukarıdan yağmaya başlar.

Ferit “Yukarıda biri var” der. Ancak Didar, “Evet, yukarıda bizi gören biri muhakkak var” diyerek hurafeyi sürdürmeye devam eder.

Bu sırada şemsiye artık kasabanın da simgesi haline gelmiştir. Dükkâna atılan paralardan rahatsız olan Mümtaz Efendi belediyeye başvurur. Belediye de Şemsiye Vakfı kurar ve bağışların oraya verilmesini ister. Hatta bu bağışlar sayesinde belediyenin futbol takımı bile gelişmeye başlamıştır.

Şemsiye iyiden iyiye kasabaya yerleşmiştir.

Kasabanın maçı vardır. Maçta Mümtaz Efendi birden düşünürken Yunus Bey’in son sözlerinin “şems… şemsi… şem…” derken şemsiye olduğunu fark eder. Paraların şemsiyede olduğunu anlar. Hemen Ferit’e koşup anlatırken amcaları da duyar.

Böylelikle amcaların odağı şemsiyeye çevrilir. Yolda kasabaya dönerlerken amcalarını yakalamak için otobüse binerler. Haliyle küçük arabayı yakalayamayacakları için şoföre meselenin şemsiye olduğunu söyleyerek şoförü ikna ederler.

Yolda otobüste ağırlık olarak ne var ne yoksa atarlar. Hatta dirildiğini iddia eden adam otobüsten kendisini atmaya çalışmıştır. Neticede amcalarına yetişirler.

Bu olaylar etrafında devam ederken artık mübarek nesnenin foyası ortaya çıkmış ve normal olduğu kesinleşmiştir. Film mutlu sonla biter, çiftlerimiz kavuşmuştur.

Ben filmi izlerken bütün bu olayların içinde başka bir şey görmeye başladım.

Meta, burada olaylar silsilesi çevresinde mübarekleşmiş, hurafeye kurban olmuştur. Mübarek olan şemsiye değildir aslında. Şemsiyenin içinde bulunan paradır. Tesadüf eseri insanlar bu metaya kutsiyet atfetmişlerdir.

Adamın şemsiyeyi köpeğin üzerine bırakması, bayılan adama gölge yapması için açılması ve ardından adamın ayılması… Bunların hepsi birer tesadüf. Ama en büyük kaynak elbette dedikodu. İnsanlar birbirlerine anlatarak bunu yaymışlardır.

İşin ilginç tarafı, buna inanmayanların bile bu inancı kullanmasıdır. Ferit ve yanındakiler, otobüs şoförünü daha hızlı gitmesi için şemsiyenin kerameti üzerinden ikna ederler. Yani bir şeye inanmanız gerekmiyor. Başkasının ona inandığını bilmeniz, işinize yarıyor.

Bir süre sonra şemsiye yalnızca mübarek bir nesne olmaktan çıkıp kasabanın hayatının bir parçası haline geliyor. Para toplanıyor, vakıf kuruluyor, hatta futbol takımı bundan faydalanıyor.

Belki de burada asıl ilginç olan şey şu: İnsanlar bir şeyi mübarek hale getirdiğinde, o şey gerçekten mübarek midir?

Şemsiye mübarek değildir. Ama insanlar onun mübarek olduğuna inanırlar. Ve bu inanç, şemsiyenin etrafında gerçek bir hayat kurar.

Günümüz hurafelerine baktığımızda da benzer bir şey görmüyor muyuz? Binlerce yıldır yayılmalarının sebebi insanların bir şekilde birbirlerine aktarması değil midir? Kimisi mezar taşına dokunur. Kimisi boncuk takar. Kimisi de minareden mendil sarkıtır.

Hurafeler değişiyor, insanlar ise pek değişmiyor. Hep bir şeye inanmak, bunu da iyi niyetle yaptığına inanmak istiyor.

Bir Şemsiye Nasıl Mübarek Olur?

 Yeşilçam filmlerini izlemeye bayılırım. Sık sık seyrederim. Tekrar tekrar izlediğim film sayısı sınırsızdır belki de. Kibar Feyzo, Davaro, ...