✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

20 Ağustos 2025 Çarşamba

Gazete Arşivinde Bir Gün

    


    Sık sık Milliyet Gazete arşivini karıştırırım. Eski haberleri okumak ve o günün bilgileriyle günümüz arasında karşılaştırma yaparım. Bana biraz olsun meşguliyet sağlıyor bu durum. İlginç haberler sarı sayfaları zevkle okurum. Örneğin eskiden kimliklerimiz kaybolduğunda gazetelere ilan vermek zorundaydık. “Emirhan Kızıltaş kimliğimi kaybettim hükümsüzdür” eğer bu ilanı vermezseniz başınız belaya girebilirdi. Dolandırıcıların eline eğer kimliğiniz geçerse henüz internet de yaygın olmadığından o kimlikle işlem yapmaları işten bile değildi. Kulağa ne kadar çağ dışı geliyor değil mi? Ancak böyle bir çözüm bulunmuştu.

        Yine bugün haber incelemesi yaparken doğum günümde çıkan gazeteye bakmak fikri aklıma geldi. 12.05.1995 tarihli gazeteyi heyecanla açtım. Sayfalar arasında gezerken küçük boylu bir kupür gözüme ilişti. Dönemin ANAP’lı Adalar Belediye Başkanı Can Esen belediyeye devrim niteliğinde bir gelişim sunmuştu. Vakumlu akülü süpürgeler…

    Başkan gururla gazetecilerin karşısına çıkıp çalı süpürgesinin ve teneke kutuların artık tarihe karıştığını söylüyordu. 2025 yılında baktığımızda hala bunların kullanılması gerçekten gülünç, başkanın önsezisinin geçersiz olduğunu gösteriyor. Bir çok insan önsezi yapıyor ancak bir kısmı tutmuyor. 2011 yılında Arap Bahar’ı patlamış bir çok Arap ülkesinde isyanlar iç savaşa dönmüştü. Suriye de bunlardan nasibini almış onlar da isyan etmişlerdi. Daha olaylar yeni başlamıştı. Herkes tüm dikkatiyle Ortadoğu’yu izlemekteydi. Bir akademisyenimiz bir tweet atmış “Suriye Arap devletleri arasında en oturmuş devlettir gösterilerin bir iç savaşa dönüşmesi mümkün değildir” demişti. Şimdi bu tweeti yorumlamak için sokağınıza çıkın ve kaç Suriyeli ülkemizde bakın.

        2019-2020’ye gidelim Çin’in Wuhan şehrinde Covid diye bir hastalık çıkmış halk eziyet çekiyordu. Çin çok uzaktı ama insanlar korkuyordu. Yine o akademisyenimiz sahneye çıktı ve bir tweet daha attı. “Çin çok büyük bir devlet virüs şehrin dışına çıkmadan bitirecektir. Filmlerde gördüğünüz gibi bir pandemi söz konusu değil” demişti. Yine takdiri size bırakıyorum, yaşadıklarınızı. Netice itibariyle önsezi herkesin harcı değildir.

        Yine konumuza dönecek olursak. Adalarda ki bu gelişme cidden önemliydi zira orada motorlu taşıt yasaktı. Bu akülü arabalar gerçekten işe yarayacaktı. Önemli turistik bir yerdi Adalar. Hala faytonlar ile ulaşım sağlanıyordu aradan geçen 25-30 sene sonra ancak atlar kaldırılabilmişti. Can Esen açıklamasının devamında Avrupai şehircilik anlayışı olduğunu söylüyordu. Bizim yenileşme hareketine hala daha devam ettiğimizi gösteriyor bu olay. 1995’ten bu yana ne kadar “Avrupai” olduğumuz da tartışılır.

         O gün akülü arabalar “devrim niteliğinde” sayılıyor yine 56k modemlerin dülü dülü zırr sesleriyle bağlandığımız internetler yine aynı niteliği taşıyordu. Bugün yine internetlerimiz operatörler sağ olsun(!) gayet iyi olsa da çok yetersiz. Dünyanın yine en kötü internetleri arasındayız. Neye “devrim niteliğinde” dediğimiz çok önemli.

          Bahsettiğim kupürün yanında yine bir belediyecilik haberi vardı. Orada da Eminönü belediyesinin DİSK aracılığıyla yaptığı grev vesilesiyle çöp işçilerinin iş bırakmasıyla Eminönü'nde çöp dağları oluştuğu yine ANAP’tan Başkan Doç. Dr. Ahmet Çetinsaya işçiler grevde olduğu için tulum giyip eline kürek alıp çöpleri topladığı haberi vardı. Yakın dönemde aynı buna benzer bir hadise yaşadık. Tarih tekerrür ediyor. İzmir’de işçiler yine DİSK ile greve gitmiş başkan tulum giyip çöp toplamıştı. Olayın arka planlarıyla ilgili çok düşünüldü, çok söylendi. DİSK’in artık iktidar yanlısı olduğu milleti meşgul etmek amaçlı yaptığı söylendi. Muhalif belediye başkanını zor durumda bırakmak amaçlı olduğu söylendi. Yine takdir değerli okuyucularımda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yazmak Üzerine Bir Mola ve Kiziroğlu Destanı

         Ne zamandır yazmıyorum yaklaşık bir hafta oldu. Bloga yazı yazmak bir heves mi sürekli sorguluyorum aslında ama yazmak gerçekten ho...