Gökyüzüne kafanızı kaldırdığınızda
eğer karanlık bir yerdeyseniz, kaldı ki bu şehir hayatında mümkün değil artık,
kocaman mehtabı etrafında milyarlarca yıldızın olduğunu görürüz. Onlara hatta
hayran hayran bakarız çok güzel bir görüntüdür zira. Şansınız varsa eğer yıldız
kaymasına bile rastlayabilirsiniz. Askerde gece nöbetlere giderken, nöbet
yerlerimiz kuş uçmaz kervan geçmez yerlerdeydi. Haliyle bir tane ışık yoktu
oralarda. Oraya gidince haftalarca kafam havada gezmiştim. Zira İstanbul’da bir
ya da iki yıldızı şansa görebilsem görürdüm. O kadar yıldızı havada görünce çok
mutlu olmuştum. Nöbet sırasında yıldızlara türkü söylerdim o dondurucu soğukta.
Ay milyonlarca hatta milyarlarca
yıldır dünyamızı seyrediyor. Kim bilir nelerimize şahit oldu. Göktaşları
düşmesi, dinozorlar, balıkların ortaya çıkışı, insanlığın ortaya çıkışına şahit
oldu. Sonra yavaş yavaş klanlaşmalarımızı gördü. Ne güzel dedi, insanlar bir
arada mutlu yaşıyor. Daha sonra mülkiyet kavramını gördü, birbirimizle
didişmelerimizi gördü. Savaşlarımızı gördü, atom bombasının atılmasına şahit
oldu. Demiştir yazıklar olsun bu nasıl dünya ben bunun etrafında mı dolaşıyorum
diye.
İnsanların kimisi gökyüzüne bakıp
fal açıyor, gelecekten bahsediyor. Kaderimizi yazıyor. Eski çağlarda fırtına mı
gelecek, ekin bol mu olacağa bakılıyordu. Tanrıların neler dediğine bakılıyordu.
Kimisi direkt tanrı güneş, ay, yıldızlar diyordu. Onlara secde ediyordu. Başka
insanlar dolunayı görünce masa kuruyor rakısını koyuyor mehtaba bakıp
karşılıklı meşk ediyorlar. Müzeyyen Senar eşlik ediyor masaya gökyüzündeki ayla
birlikte. Kimi insan da hilale bakıp Ramazan’ın geldiğinin müjdesini veriyor.
Gezegenlere bugünkü isimlerini veren
Roma tanrılarıdır. Jüpiter en büyük tanrıdır ve en büyük gezegendir. Güneş
sisteminde kocaman heybetiyle milyarlarca yıldır dönüp duruyor. Tüm gezegenleri,
heybetine binaen bir arada tutan güneşten sonra ikinci etmen olduğunu
duymuştum. Onu Satürn takip eder Roma’da zamanı kontrol eden tanrı olduğu
bilinmektedir. Kocaman halkalarıyla o da döner durur yıllardır.
Tüm dünya eski çağlarda dünyanın
evrenin merkezinde olduğunu düşünüyordu. Dünyanın dönmediğini düşünüyordu.
Galileo hikayesini herkes bilir engizisyon mahkemesinde, garibim, ölüm
korkusundan haklı sebep olarak dünyanın dönmediğini söylemek zorunda kalmış.
İspatlama işi Kepler’e kalmıştır.
Bizim topraklarımızda gökyüzü bilimi
maalesef bağnazlıkla geri kalmıştır. 1575 yılında Takiyyüddin Efendi tarafından
İstanbul Tophane semtine bir rasathane kurulmuştur. Dönemin İslam alimleri
tarafından “meleklerin etekleri altına bakılıyor” dedikodusu ile yıkılma kararı
alınmıştır. Bizde ki gökyüzü bilimi müneccimlikten ileri gitmemiştir.
Osmanlı’nın geri kalmışlığını sadece askeri düzeyde sanan bir devletten de bu
beklenirdi. Sultan 3. Mustafa, Prusya Kralı 2. Fredrich’in başarılarını çok iyi
müneccimleri olmasına bağlamıştır ve kendisinden üç tane müneccim istemiştir.
2. Fredrich ise kendisine gönderdiği mektupta “benim müneccimlerim, sağlam bir
tarih bilgisi, iyi bir ekonomi ve disiplinli bir ordu” demiştir. Ardından 3.
Mustafa Mühendishane-i Bahr-i Hümayunu kurmuştur.
Yine 3. Mustafa’nın müneccimlik
sevdaları arasında bir hikaye daha vardır. Zira kendisi müneccimlerle adeta
kafayı bozmuş tutku haline getirmiştir. Kendisinden sonra tahta geçecek oğlunun
cihan padişahı olması için ana rahmine düşme saatini dakikasını hesaplatmıştır.
Oğlu Selim doğarken kapıda bekleyen hekimbaşı çocuğun vaktinde doğmadığını
görmüştür. Muhtemelen müneccim yanlış hesaplamıştı. Hekimbaşı saatin
yelkovanını hafifçe ileri ittirerek padişahı böylelikle kandırmıştı. Tabi
şehzade ileride padişah 3. Selim olacak ve bu olay üzerine etrafında babasının
bu olayı kendisine sürekli hatırlatılarak dalkavukluk edilmiş cihan padişahı
olduğu söylenmiştir.
İnsan yine de mehtaba karşı rakısını
açıp demlenmek ister. Sevdiğiyle el ele hayallere dalmak ister. Sahilde
otururken sevdiği insan başını omzuna yaslar, dudağına küçük bir buse kondurur.
Tatlı tatlı konuşur insan. Dolunaya bakıp gökyüzünde adeta kaybolur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder