İşimde yeni
olduğumdan mıdır bilmem eve girdiğimde canım sıkılıyor. Altı aydır işsizdim haliyle
bunalmıştım. Bu iş gerçekten meşgale oluyor. Tır indir, boşalt, yükle, konteyner
eşleştir, aman doğru malı yüklet, bayağı iyi oluyor. Bazen müdürüm “sen işe
erken başlıyorsun, erken çık bugün” diyor. Tabi erken çıkmak çok iyi oluyor. Ama
içimden bir ses “işimi çok sevdim biraz daha durayım” diyor. Ancak tabi bunu
onlara aksettirmiyorum. Yarın bir gün saçma angaryaları da yükleyebilirler
erken çıkmadığım için.
Yükleme, boşaltma
yaparken çok telaşlanıyorum. Etrafımdaki insanlara da bu yansıyor. “Çok
heyecanlısın, sakin ol at ile deve değil bu iş” diyorlar. Hata yapmaktan çok
korkuyorum. Yöneticilerimi can kulağıyla dinliyorum. Her dediklerini not
alıyorum. Her sorunu onlara iletiyorum. Boşluğa düşüp ne diyeceğimi bilemediğim
de oluyor. Geçmiş çağrı merkezi kötü deneyimlerimden o da.
Her şey yerli
yerinde mi diye sürekli kontrol ediyorum. Mal doğru yüklendi mi, malın devamı var
mı, eksik bir şey kaldı mı? En çok zorlandığım mail trafiği. Hangisi beni
ilgilendiriyor, hangisi ilgilendirmiyor onu pek anlamıyorum. Tekrar tekrar
sormaktan da korkuyorum aslında. Yöneticilerim sor çekinme diyor. Bu korku bana
nasıl yerleşti bilmiyorum. Neden korkuyorum? Aslında korkacak bir şey yok. İletişim
yeteneklerimin iyi olmasını isterdim.
Bu işe dört elle
sarıldım. Benim istediğim düzeyde bir kazancı var, altımda arabam, kendime ait
bir masam. Hep istediğim bir iş. Eğer bu işi de başaramazsam o hiç sevmediğim
beğenmediğim fabrikada asgari ücretle çalışmak zorunda kalacağım. Sabahın kör
karanlığında çıkacağım evden. Tek vasfı makine açabilmek olan bir posta başı
altında küfür kıyamet çalışmak zorunda kalacağım. Sigara içmek için mola saatini
bekleyeceğim. Tuvalete gitmek için izin isteyeceğim. Hasta olduğumda yalvar
yakar izin alacağım. Herkes sana vasıfsız gözüyle bakacak. Geçmişin,
yaşantıların, tecrübelerinin hiçbir önemi yok. Değerin asgari ücret…
Fabrika işçilerini
asla küçümsemiyorum. Benim eleştirim patronların gördükleriydi. Patronlar böyle
görüyor bu işçileri. Sınıfsal tartışma tabi ki başka bir yazının konusu. Türkiye’de
ki fabrika işçisinin durumu bu.
Belki de bu kadar
büyüttüğüm için stres ve heyecan yapıyorumdur belli mi olur. Her şey düzgün
gidiyordur belki de. Müdürüm “sen iyisin” demedi mi? Sorun yok o zaman. Her zaman
ki kuruntularım işte. Kötü bir şey yok. Stresimi kontrol altına almaya
çalıştığımda göreceğim ki her şey hallolacak.
Borçlarım çok ileri
düzeyde, ilk maaşımı şimdiden elli yere böldüm henüz daha maaşımı almadığım halde.
Ay sonunu iple çekiyorum. Hatta asıla asıla ellerim nasırlanmış durumda. Hiç bu
kadar borç yükü altına girmemiştim. Üniversitedeyken parasız kalıyordum ama
onlar hiçbir şeymiş. O zamanlar ne kadar büyük deyip geceleri uykularım
kaçıyordu. Stresten sakallarım dökülürdü. Öyle değilmiş demek ki. Oldum olası borçlardan
korkmuşumdur. Borçlar da biter bir gün. Her şey yoluna girer, tek derdim para
olsa şu an keşke diyorum.
Bu sefer farklı
olacak. (çok kez söylemiş olsam da) her şey hallolacak, düzelecek. Her şeyi
akışına bırak Emirhan. İhtiyacın olan tek şey zaman. Zamanla her şey oturacak. İnanıyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder