İnsanlar sabahları uyanıyor, herkes bir yere gidiyor. Herkes başka bir amaçla yaşıyor. Kimine önemli olan, kimisine basit gelebiliyor. Kimisi erken kalkarken, kimisi geç uyanıyor. Herkes başka düşünüyor; olayları yorumlama tarzları birbirinden çok farklı. Bembeyaz bir rengi görse bile, kimisi buna “kırık beyaz” diyebiliyor.
Trafikte, genişçe bir caddede aynı yönde giderken bile, ilerde kimisi sağa dönüyor, kimisi sola. Kimi acele ediyor, kimi acele edene kızıyor. Kimi çok saygılı, kimi trafik canavarı gibi kullanıyor arabayı. Araçların içinde kalabalık olan da var, tek başına oturan da. Her birinde farklı bir muhabbet dönüyor.
Evler yan yana; içlerinde bambaşka hikâyeler... Bazısı her gün sakin, monoton bir hayat gailesi içinde. Kimisi evliliğini kurtarmaya çalışıyor, kimisi karısını aldatıyor. Kimi gece sarılmadan uyuyamıyor. Kocaman kocaman insanlar aileleriyle yaşıyor, bazılarının kapısını ise kimse çalmıyor.
Dünyada sekiz milyar insan yaşıyor ve sekiz milyar çeşit insan var. Her biri kendi şahsına münhasır. Sayısız ideoloji ve fikir temeli gelmiş geçmiş; ancak onlar bile farklı yorumlanmış. Türkiye’deki solun bölünmesi bile bunun bir yansıması değil mi?
Dediğim gibi, herkes farklı. Hayatını birleştirmek istediğin insana “ruh eşim” diyorsun, ama o bile senden farklı. Benzer şeyleri sevmek, aynı olduğunuz anlamına gelmiyor. Zaten bir insanın tıpatıp senin gibi olması çekilmez olurdu. Ben şahsen her şeyimle aynı birine tahammül edemezdim. Kaldı ki insan değişen, gelişen bir varlık. Her şey farklı olduğu gibi, ruh hali ve alışkanlıklar da değişiyor, dönüşüyor.
Dünya farklılıklarla güzel. Çatışmalarla… Ama kavgaya dönüşmeden, sonu sulh olan çatışmalarla güzel. Klişe bir laf vardır: “Beyazın en güzel hali, siyahın yanında belli olur.” Bir insana “iyi” diyebilmemiz için, kötülüklerin arasından bir gül goncası gibi çıkması gerekir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder