Birkaç saat evvel
bir haber aldım. Amcaoğlum kalp krizi geçirmiş kendi başına hastaneye gitmiş
hastane önünde yığılıp kalmış. Damarlarından biri hemen hemen tamamen tıkanmış.
Şimdi damarı açmışlar hatta eşiyle telefonda konuşmuş iyi durumda ancak yoğun
bakımda biraz müşade altında kalması gerekli.
Kendisi günde iki
pakete yakın sigara içen, yediğine içtiğine dikkat etmeyen biri. Ayrıca yoğun
stres altında yaşayan biri. Ticaretle uğraşıyor o borçtu, bu senetti, o
vergiydi derken kafası kazan gibi. Gözlerinin içine baktığınızda
anlayabilirsiniz kafasında kırk tane tilki dolanıyor belli yani.
Şimdi ben de düşünüyorum.
Sürekli stresle yaşıyorum ve her şeyi kafama takıyorum. Çok sigara içiyorum
yediğime dikkat etmiyorum. Acaba ben de böyle olur muyum diyorum. Her şeyi ama
her şeyi kafama takıyorum. Stresle başa çıkmaya çok çalışıyorum ancak pek
başarılı olduğum söylenemez. Korkuyorum bir gün ben de böyle mi olurum diye. Ya
da en sonunda kafama bir huni takıp tımarhanelik mi olurum.
Stres, şehir
hayatı, iyi beslenmeme insanı çok yıpratan etmenler. Bunlar birleşince hastalık
kaçınılmaz oluyor. Sonra gözünü bir açıyorsun her tarafın kablo, ya da gözünü
tam kapatmışsın kara toprak… hayat anlamsızlaşıyor. Neyi kafamıza bu kadar
takıyorsun, her şey bu kadar önemli mi? Sağlığını bozacak kadar önemli olan şey
seninle mezara gelecek mi?
Para insanın çok ama
çok canını sıkan bir şey varlığı bir dert yokluğu ayrı bir dert. İnsanı çok
fazla sıkıntıya sokuyor. Bir rivayete göre, Kanuni Sultan Süleyman öldüğünde
elini kefenden dışarı çıkartılmasını vasiyet etmiştir. Koskoca “muhteşem
Süleyman” bile eli boş gömülmüştür. Yani sonuç iki metre çukur…
Kuzenim umarım
sağlığına tez vakitte kavuşur. Yüce yaratıcı ailesine sevdiklerine kavuşmasını
onlara onu bağışlamasını diliyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder