✍️ Kaldığım Yerden Yazılar

Bu blog suskunluğu yırtmaya çalışan birinin özgür olduğu bir yerdir.
lütfen evinde hisset, hoş geldin.

Beni Takip Et

X Instagram

18 Eylül 2026 Cuma

Bir Anda

 



Evet… Artık eski sıklıkta yazmadığımı biliyorum. Bir bahanem de yok aslında. Sadece aklıma hep aynı şeyler geldiği için yazmaya utanır oldum diyebiliriz. Aynı şeyleri çevirip çevirip yazmak hem benim hem de –eğer varsa– okuyucular için oldukça sıkıcı olacaktır.

Buraya başımdan değişik anılar ya da fikirler geldikçe yazıyorum. Uzun müddettir, inanın, yaprak kımıldamıyor. İşe git, eve gel, saat 20.00’de uyuyakal… Sürekli ama sürekli böyle.

Uzun müddet sonra ilk kez saat şu an 22.00 ve uyuyakalmadım.

İş yerinde oldukça yoruluyor muyum? Belki… Sabah arabaya atla, depoya git, oradan çık ofise git, sonra üst yönetimden birisi bir görev versin ve soluğu İstanbul’un bir ucunda al. Oradan vaktin kalırsa ofise dön, işleri hallet, eve dön. Finalde eve zor at kendini.

Bunları işimden gocunduğum için asla söylemiyorum. Aksine, işimi o kadar çok seviyorum ki zevkle yapıyorum. Tam bir beyaz yaka değilim. Ofiste bazen boş oturuyorum haliyle. Birisi bir yere git dediği zaman gözlerim ışıldıyor adeta.

Sadece biraz yorulduğumu hissediyorum.

Son bir yıldır hiç yapmadığım kadar aralıksız çalışıyorum. İşime bir gün bile “Hastalandım, gelemiyorum.” demedim ki bu, eski işlerimde oldukça sığındığım bir şeydir.

Bugün sanırım bütün bu yorgunluk patlak verdi ve öğleden sonra ofiste rutin işlerimi yaparken göğsümde bir ağrı ve sol kolumda bir uyuşma hissettim. Soğuk terler boşaldı üzerimden. Yüzüm artık ne şekil aldıysa arkadaşım, “Sana ne oldu?” dedi.

İyi hissetmediğimi söylediğimde apar topar hastaneye götürdüler. Triyajda artık nasıl bir durum olduysa öncelik verip beni içeri aldılar. EKG çekildi, kan verildi.

Ama garibim, bana bakan doktor elindeki EKG sonucuyla bir oraya yürüdü, bu doktora sordu; bir buraya yürüdü, diğer doktora sordu. Sonra “Bir şeyin yok.” deyip gönderdi.

Kendince kesinlikle haklı olabilir. Ancak yakın arkadaşım tatmin olmadı. Keza ben de tabii. Soluğu kalp hastanesinde aldık.

Biraz kendimi iyi hissetmeye başladığımdan mütevellit arabayı ben kullandım ama arkadaşım beni diri tutmak amacıyla şaka, şamata, kıyamet hastaneye vardık.

Yeniden aynı tetkikler… Ama bu kez daha kesin bir “Bir bokun yok senin.” cevabıyla tatmin olup evlerimize dağıldık.

Netice itibariyle bitti böylelikle.

Sadece çok korktum. “Kalp krizi mi geçiriyorum?” diye düşündüm. Ama insan binbir türlü şey düşünüyor.

Netice itibariyle yine de hekimlere emanetiz.

İyi ki varlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Anda

  Evet… Artık eski sıklıkta yazmadığımı biliyorum. Bir bahanem de yok aslında. Sadece aklıma hep aynı şeyler geldiği için yazmaya utanır old...